TEK UTANCIYDI
40 yıl önce, evlerinin sokağında yaşadı, bugüne taşıdığı tek utancını.Altı yaşında bir çocuktu o zamanlar. Doğruluk, dürüstlük kavramları tam oturmamıştı belleğinde yerine. Duyuyor ,ama anlamını bugünkü kadar ciddi boyutta bilmiyordu.
Satıcılar geçerdi mahallelerinden.Bağıra, çağıra mallarıyla çocukları cezbederlerdi. Çocuklar, annelerini bağırtırarak aldıkları paralarla, istedikleri malları alırlardı.Ne zaman sevdiği, canının çektiği bir yiyeceği satan satıcı geçse sokaktan, Ogün balkonun altına koşar avazı çıktığı kadar bağırarak annesinden para isterdi.Sorada balkondan annesinin attığı parayla, hoplaya, zıplaya malını almaya koşardı. Aldıklarını, alamayanlara tattırmak ve dağıtmakta mahirdi. Yedirme, enayice sömürülme, tutkusu o zamanlardan gelmişti, ondan sonra da artarak hep devam etti.
Yine böyle günlerin birindeydi, taze nohut satan kör bir satıcı geçiyordu sokaktan.Satıcı 17 yaşlarında bir çocuktu. Elinde taze nohut demetleri vardı. “Taze nohutlar” diye sesleniyor ,satmaya çalışıyordu. O gün diğerlerinden farklı olarak Ogünün cebinde harçlığı da vardı. Durumu daha evden çıkmadan garantiye almış, sevgili boğazının durmayacağını bilmişti. Ancak tüm serveti, sadece bir demet nohut almaya yetiyordu. Oysa iki tane ile ancak tadına varabilirdi. Öyle seviyordu ki taze nohudu…
Dahiyane bir plan yaptı kafasında. Çocuk nasılsa kördü nereden görecekti? Ona bir tanesinin parasını verecek iki tane alacaktı. Öyle de yaptı. Nasıl gurur duymuştu böyle zeki oluşuyla. Hiç fark etmedi çocuk, parasını aldı. Sol elindeki uzun sopasını kaldırım kenarına dokundurarak sokağın diğer bölümüne ulaşmak için yürüdü. Ogün büyük bir zevkle yemeğe başladı nohutları. “ Bir, iki,” üçleyemedi. Nohutlar bir karpuz kadar büyüdü takılıp kaldı boğazına. Alevler fışkırıyordu yanaklarından ve bedeninden. Ayakları titriyordu korkuyla değil utançla.
Kimse görmemişti oysa. O ne yapmıştı? Hırsızdı o! Bir nohudu çaktırmadan ve parasını vermeden iç etmişti. Deliler gibi koşmaya başladı , ardından satıcının. Onu bulmalı ve bu ayıbı temizlemeliydi. Ne derdi sonra kendine? Bu günahı nasıl taşırdı, Ya Allah onu taş ederse! Koştu, koştu ve sokağın sonunda ulaştı kör çocuğa. “Abi dedi. Abi, bir yanlışlık oldu ben bir nohut parası verdim.Sen bana iki tane verdin, al bu parayı.” Sadece güldü çocuk her şeyi biliyorum der gibi.
Yer yarıldı içine girdi Ogün. Utancıyla gerisin geriye döndü. Günlerce affetmedi, yedi bitirdi kendini. Kimselere söyleyemedi. Ona her bakan anlıyor, biliyor korkusunu yaşadı. Büyüdü, koca adam oldu.Hala unutmadı, her nohut yiyişinde kızardı. Bir daha haram girmedi boğazından aşağı, girmeyecekti de. Ama bu utancını, o olduğu sürece hep yaşayacak aklından geçirdiği bu kötü düşünceler için pişmanlık duyacaktı.
Aytül Kahraman

Çok güzel bir hikaye olmuş öğretmenim elinize sağlık