Dört yıldır 1.500 civarında günlük yazı,arada sırada şiir, ucundan bacağından onlarca öykü, saymadığım kadar deneme tarzında yazı yazdım ama inanın doymadım yazmaya.Yazmaya doymadım ancak içimi boşaltıp oh diyemedim inanın.
Yazılarımın kimini sosyal medyadan sizlerle paylaştım katılımlarınızla gurur duydum.Kimileri laptopumun tabletimin hafızasına kaydoldu birikti durdu.Yazılar arttı ben yetişemedim hızlarına.
Geçen gün şöyle tasnif ettim de yazıları, gördüm ki en az 5-6 kitap çıkarmış bastırsam.Ama bastırmayacağım.Bunu sizinle daha önce paylaştım.Açtım bir site orada toplansın dursunlar dedim.Bu yüzden bu aralar çok işim var. Tüm saklanmış yazılarımı internet dünyasına taşıyorum.
Şimdi yapdığım gibi yeni yazılarda yazıyorum elbette.Ancak hepsini sizlere sunmaktan çekiniyorum.Çok karamsar,çok şiddetli bulursunuz diye korkup geri çekiyorum.Hepimiz hayatımızın her bölümünde pek çok şeyden korkmadık mı zaten.
Hep onu bunu ha bir de şunu düşünerek geçti zamanlar.Elimizde kovboy misali bir kement mutluluk avcılığı yaptık durduk. Olabildiğine özgür olabildiğine korkusuz olabildiğine cesur tüm duyumsadıklarım gibi dolu dolu yazabilmeyi ne çok isterdim.Gizli söylediğim beddua ve lanetleri isim isim yazmanın çoşkusunu, dilimden eksik etmediğim minnet, şükür ve teşekkür dolu dualarımı tek tek açıklamanın mutluluğunu yaşayabilseydim keşke.Keşke sevgimi,keşke nefretimi en sade ama gerçek haliyle satırlara dökebilseydim.Kementim elde mutluluğu, huzuru, barışı, neşeyi adaleti,eşitliği arayıp durmasaydım. Aramak dedim de aklıma geldi.Nice evlat hasretiyle yanan kadın varken hayatta Meriç nehrinden niye çiçek topluyor kimi analar?
Ama yemin ederim alına, kadere bu yazıyı ben yazmadım.BEN YAZMADIM.BEN MASUMUM HAKİM BEY!
