Erzurumda görev yaparken eşimin keşif yapmak için gitmek zorunda olduğu bazı illere onunla gidip görme imkanına sahip olmuştum.Ağrıyı, Doğu Bayazıtı da bu vesile ile gezmiştim. Büyük Küçük Ağrı Dağlarıyla,Gürbulak Sınır Kapımızı görmüş ve sınıra çok yakın Ararat otelinde bir kaç gün kalmıştım.
Bazargan Sınır Kapısından siyah çarşaflara sarınmış halde yurdumuza giren İranlı kadın turistlerin,otel odalarında açılıp saçılıp en dekolde ve cüretkar kıyafetlerle ülkemizdeki hayatlarına başladıklarını görmüş, bambaşka kişiler haline gelen bu insanları şoklar içinde seyretmiştim.
Alabildiğine şık ve çok makyajlı, ummadığım kadar kıvrak ve oynak halleri ile sahnelerin tozunu attıran bu misafirlerin, ülkelerine dönerken yine geldikleri gibi siyah kostümlerinin içine saklanacağına inanmak çok zordu inanın.Bindikleri lüks son model arabalar, masalarında tüketilen viskiler,taktıkları altın takılar petrol zengini ülkelerdeki hayat standartları konusunda bilgilenmemi sağlamıştı.
Üzerinde bunca yıl geçmesine rağmen bana bu anımı hatırlatan, İranlı turistlerin sık sık yaptıkları gibi Van Gölü civarında toplandıklarını duymam oldu.Yerel müzikler eşliğinde çılgın eğlenceler yapan,bu konukların Zennubeyi bile aratmadıklarını tahmin ediyorum.Onlar gibi bir biz oynarız valla.
Dünyanın nice yerlerinde,ne hayatlar yaşanıyor değil mi?İnsanların hepsi mutluluğa, neşeye, huzura ve özgürlüge özlemli galiba.Her fırsatta bunlara koşuyorlar çünkü.Sonuç;İnsan sosyal bir canlıdır,yasakları hiç sevmez.
BİR ANI

Dediler ki