Yarın Geldi Bugün nerde?İsmini koyduğum internet öykü kitabımın 55.sayfasını bitirip yayınlamanın rahatlığı içindeyim.Yarıyı geçtiysek bitmeye az kaldı demektir.O bitsin de diğerlerini koyalım yayına.Bir de size günlük yazı yazayım diye başladım yine tık tıklamaya.
Hani dün park maceramızı ve Tufan bey fırtınasını paylaşmıştım ya sizinle hatırlayın.Bizi o Tufan çarpmış olmalı ki pek bir enerjiktik bugün.
Yine sokaklara açık havaya attık kendimizi.Ben bastonumu almadım.Sağ ayak bileğim ağrımıyor gibi yaptım.(Çatlamıştı ya hani zonklayıp duruyor sık sık)
Eşimse daha az offff pufff dedi.Bel fıtjğıyla çok dosttu kızıp söylenmedi hiç.
İkimiz de duraklamadan yürüdük duraklamadan merdiven çıktık hayret.Muhteşem Sülümandık anlayacağınız.Ay Tufan bey sen nelere kadirmişsin. Oysa biz aylardır 4.katta olan evimize ulaşırken her kata koyduğumuz sandalyeleri kapışırdık koncacımla.Kim daha erken varırsa kata koşar kapardı sandalyeyi.Asansör olmayınca çözümü sandalyede bulmuştuk.Apartman koridorlarına az kaldı çekyat koyup yatacak haldeydik.
Çok yakın bir arkadaşlarımdan biri dün yazdığım yazıdaki hal_i pür melalimiz için çok abartmışın gene dedi.Oysa valla hiç bir şeyi abartmıyor aynını ama en gerçek haliyle yazıyorum.Saklamadan tüm samimiyetimle yazınca da inanası gelmiyor demek arkadaşımın.Kendisini,eşimle yaptığım apartman içi sandalye kapma yarışlarına gözlemci sıfatıyla katılmaya davet edeceğim bakalım abartmış mıyım az mı yazmışım😅😆
Komedi dans ikilisine yakışacak kadar absürt ve değişik davranışlar sergilediğimizi gerçekleri bilmeyenlere kabul ettirmek de hep zorlanmışımdır zaten.Çok sıra dışı ve komik bir ikiliyiz biz aslında.Gece gündüz kadar,beyaz siyah kadar farklı ama komediyizdir.İçinizden kaçınız apartman katına koyduğu sandalyeyi kapışmıştır ki. Bu abartı değil gerçek gerçek😄😃😀
Hem kaçınızın kocası nereye koyduğunu unuttuğu bir eşyasını “şeyim nerde”diye feryat figan arıyor ki.Şeyim nerde diyen bir adama,neyin be adam diyen kaç kadınız şurda.Bu da mı gol değil hakemciğim.
Babamın Koreden getirdiği bir sandık dolusu oyuncaktan kalanlarla,oynayacak yaşa geldiğimde oynama imkanı bulmuş, çok şanslı bir çocuktum ben.İlk etten bebekleri bile kucaklamışlığım vardır.
Bu nedenle gözüm, oyuncak konusunda aç değildi kardeşlerim gibi, benim de.Ben kundakta bebek olduğumdan babam getirdiğinde değil, büyüyünce oynadım.Hepsiyle değil elbette. Kardeşlerimden kalan, saklanan,korunabilenlerle oynama imkanı bulsam bile çok şanslıydım çok.Pilli dozeri,kamyonu,üzerinde kovboy taşıyan atı,canlıymış gibi yumuşacık kundaklı bebekleri nasıl unuturum.62 yıldır 3 tanesinin kırık dökük kalıntılarını sakladığıma inanır mısınız bilmem?Ülkemizde hiç olmayan,çok sonra gelecek bu oyuncakları erkenden görmek, oynamak şans değil de nedir bir çocuk için?
Ama top bulamadığımızda,gazeteden top yapıp oynadık biz.Yani alma demeyi de, elma demeyi de çok iyi biliriz.Gözümüzün tok oluşu ondandır.Doyuranlar nurlarda yatsın.Ergenlik ve ona yakın yaşlarımda, kendi yaptığım oyuncakları da anlatacağım size.Yaratıcı kişiliğime hayran kalacaksınız):
Tüm bu oyuncakların yanı sıra,bir cam fanusun içinde yağan karları seyrettiğim, bir süs eşyası vaz geçilmezimdi benim.Kar küresini çok severdim.Salonda sehbanın üstünde dururdu.Salona her girişimde başına gider ters çevirir,çalkalar kar yağışını seyrederdim.Kar küresi, hayal dünyamdı.Babam getirmişti Japonyadan.Yıllarca gözümüz gibi koruduk onu.Sonra doğal olarak kırılıp,ömrünü tamamladı evimizde.
Ancak benim kar küresi sevgim bitmedi. Şimdilerde milyonculara ne zaman girsem,gezerim ve bulursam kar kürelerinin hepsini çalkalar kaçarım.Ama şimdi müziklileri bile çıkmış.Ben 55 sene öncesini anlattım size.Oyuncakcıları gezmeyi de hala çok severim ben.Ancak toruncuklara alırken hayli zorlanıyorum.Karar veremiyorum kolayca.Ya beğenmez, oynamazlarsa diye kaygılanıyorum.En iyisi parasını onlara verip aldırmak. ya da birlikte el ele tutuşup onlara seçtirmek.
Ben ne anlarım bip bipli oyuncaklardan.Robot bakanımıza kafa tutuyorsa,oyuncağı beni parçalar.Ne günlerdeyiz.
