Çocukluğumda oturduğumuz apartmanda bir komşumuz vardı.Her gün bir şey istemek için kapıyı çalardı.
Belkıs hanım teyze,ütüden tutun çalı süpürgesine dek tüm ihtiyaçlarını bizden karşılardı.Ne tuzu olurdu evde, ne şekeri.Hiç bir ev aleti de sağlam değildi.Kendine lazım her şeyi istemek ise en büyük hobisiydi.
Çalan her kapı ziliyle hepimiz tahminler oynar,elimiz böğrümüzde beklerdik.En büyük korkumuz bizim için çok değerli ve veremeyeceğimiz eşyaları istemesiydi.Kapıya kendi gelemese, çocuklarını mutlaka yollardı.Annem bu duruma kızmaz, kimseyi geri çevirip terslemez ama ayıplardı.İstediklerini vermeye çalışırdı hep.Bize de bu davranışın yanlışlığını hep anlatıp durdu.O anlattı biz anladık ve asla bu şekilde davranmadık.
İnsanlık haliyle bir eksiğimiz olsa bile çok gerekli olmadıkça komşularımızı bir şeyler istemek için hiç rahatsız etmedik. Yardımlaşmanın, paylaşmanın komşuluğun temel taşlarından olduğunu hep bildik.Fakat kendi yağımızla kavrulmayı da hiç ihmal etmedik.,
Ama son yıllarda bu memlekette duyduklarıma, gördüklerime o kadar çok şaşma kullandım ki, bende şaşma kalmadı artık…Elime bir fincan alsam,komşularıma gitsem şaşmanız var mı birazcık şaşma verir misin desem nasıl olur acaba?Ayıp etmiş olur muyum?Ayıp olsun dert değil ama komşularımda da şaşma kalmamıştır kesin.Çünkü onlar da duyarlı, onlar da akıllı ve onlarda cumhuriyet kadınlarıdır bolca şaşma ve üzüntü kullanmışlardır.
