1960 lı yıllarda Ankara Yenimahalle Yahya Kemal caddesindeki subay lojmanlarında oturuyorduk.
Henüz yolları asfaltlanmamış mahallemizde kışın çamurdan, yazın tozdan gezmek oturmak yürümek oynamak eziyetti.
😎
En büyük sıkıntıyı yağmurlu havada batak haline gelen çamurda yürüyerek 5.duraktaki Barbaros İlkokuluna giderken yaşıyorduk.Annemiz ayaklarımıza uzun lastik çizme giydirirken, yanımıza okul içinde giymemiz için temiz ayakkabılarımızı verirdi. Bataktan kurtulup okula vardığımızda çizmeleri çıkarıp, torbalıyor temiz ayakkabılarımızı ayağımıza giyiyorduk.
😎
Sabah saatlerinde biz okula giderken, babamızda görevine gitmek için bizimle aynı saatte evden çıkıyor ve kendisine tahsis edilen jeepe biniyordu.Aynı yolu babam makamına verilmiş askeri aracı ile giderken, biz babamızın arabasının lastiğinin ezdiği çamurdan geçerek uğraşa didine yokuş tırmanıyorduk.Giderken hüzünlü bir selamını bize çakan babamız arabasında şöforlüğünü yapan er ile kara kuvvetleri komutanlığına doğru giderken biz kan ter içinde bata çıka okul yolu tepiyorduk.
😎
Yıllarca sürdü bu durum. Biz 3 kardeş, en sağanak yağışta,en batak çamurda,diz boyu karda bile babamızın makam aracına binmedik. Bindirilmedik.
Çünkü babamız, devlet malını özel işlerinde kullanmayacak kadar asil ve dürüst bir adamdı.Kendi menfaati için asla yaşamadı.Önce devleti, milleti,sonra ailesi geldi. Kursağımızdan tek bir lokma haram ekmek girmedi.
Subaylıktan emekli olup Kızılay Derneğinde müdürlük yaptığı yıllarda,çalışanlara bedava verilen kızılay maden suyunu bile parası ile içecek kadar prensip sahibiydi.
Bize bıraktığı en büyük miras; tertemiz bir geçmiş,pırıl pırıl bir sicil,huzur içinde bir vicdan ve eksilmeyen gururdur.
Babam gibi babalar artmalı.Çocukları hırsız babalar yetiştirmemeli. Babalar ahlaklı, namuslu,şerefli olmalı.NOKTA!
