14-BİR MEYHANE ANISI
Köhne bir meyhane köşesiydi gittiği ama aynı günde çıkmayı beceremediği. Hep aynı masada oturuyordu.Yıllar yılı oturarak başladığı geceyi, masa üzerinde sızarak tamamlıyordu.Kendinden habersizdi. Kimseyle konuşmuyor, sadece alışılmış isim ve renkteki içkisini her geçen zaman, miktarını bilemeden içiyordu.
Gözü, tozdan ve isten kararmış duvardaki rastgele asılmış resimlerde ve afişlerdeydi. Başını da, bakışlarını da hiç ayırmıyordu onlardan. Çevresindeki çoğu zaman aynı kişilerin oluşturduğu tanıdık yüzlerin , sözlerin peltek dillerden dökülen şarkıların farkında değildi sanki. Oradan, buradan atılan lafların, geçilen dalgaların muhatabı ise hiç bir gece olmadı. Duymadı ve görmedi hiç birini. İçkisini mezesiz, çölde suya kanmışlar örneği bitiriyordu ardı ardına.
Sanki bir şeyler kovalıyordu arkasından.O, kaçıyor bir şeyleri şişelere gömüyordu. Gözü, duvardan,sadece boşalan bardağını yeniden doldurabilmek için ayrılıyor ve yine kimsenin hiç bir şey anlamadığı usanmasız bakış nöbetine geri dönüyordu.Üzerinde eski ama temiz giysileri olurdu hep. Kirli, pasaklı, berduş değildi. Bakanlar tiksinmezdi ondan ,hatta acıyamazdı ona. Bir asillik, bir zarafet vardı üzerinde. Bu meyhanenin ve masaları dolduranların kaldıramayacağı kadar kibardı. Elleri ile beyazlığı tutar gibi temiz, parmakları ince ve uzundu. Saçları ilerleyen yaşının ilk habercisi olarak bembeyazdı. Aralarda seyrek görünen siyahlar, hiç boya yüzü görmemiş saçlardaki gerçek rengin siyah olduğunu gösteriyordu. Yüzü avurtlarından çökük, omuzları ise yorgun ve halsizdi. Ama başı hep dik ve gurur doluydu. Meyhaneci ise, alışmış ve en seçkin ve en sessiz müşterisi olarak onun masasını, masasında sabahlamasını kabullenmişti. Parasını da alıyordu nasılsa, onun için hiçbir önemi yoktu diğer yanların.
Kimse hakkında bir şey bilmiyordu kadının. Sorulanlar ise yanıtsız kalıyor, o yine kendi dünyasına dalıyordu… Sabahın gün üzerinde yükseldiği zamanlarda çıkıp gidiyordu, bitik ve yitik. Bir zarif salınışla, ayılamamış ama basitleşememiş edayla. Kimdi? Kimin nesiydi? Nasıl bir yaşamdan buralara gelmiş bir kadındı? Neydi onu böylesi içkilerden umut aratan ve onlarda bir şeyleri unutturan. Gizemli bir meyhane müdavimi yapan. Yaşarken ölü bir yaşama mahkum eden.Sabit bir bakışla saatler boyu bir film afişine baktıran ve hüsran, üzüntü , kahroluşu sessizce bağırtan.
Her gelen onun baktığı tarafa bakıyor, meyhaneci her gece bir daha bir daha düşünüp duruyordu Ne vardı sanki, bilmem kaç sene önce çatlak bir duvarı kapatmak için rastgele yapıştırılmış bu resimde?Yılar önce insanların kuyruklar oluşturup seyrettiği bu film afişinde. Anlayamadı meyhaneci ve bir gün merakını yenemeyip gündüz saatinde söküp alıverdi o duvardan afişi.
Yine geldi aynı saatte kadın masasına. Ama hiç değiştirmediği sandalyesine oturmadı bu kez. Duvara baktı uzun uzun.Geldiği gibi başı dik ama yıkılmış ve terk edilmiş halde çıkıp gitti… Hiç biri, ne oranın tanıdık insanları, ne orayı işleteni,o dekoru güzelleştiren, sırları saklayan bu kadını bir daha göremedi, rastlayamadı.
Aytül Kahraman
