LADES
Paylaşmayı, sevgiyi çok iyi bilen, dostluğun yokluğun anlamını çok iyi anlayan iki yürek olduklarına inanmıştı Zerrin hep. Bu inanmışlıkla, dolu dolu iki yılı yaşadılar Murat’la birlikte. Sevginin, zevklerin, neşenin, umudun ve aşkın bitimsiz ve doyumsuzuna ulaştılar birlikte. Güzel olan her değer onları satır başı, eşsiz her duygu onları baş harfi yapmıştı…
Kitaplar onları anlattı. Şarkılar onlarda söz ve müzik bulmuş, Geçmişleri onlarda birleşmişti. Gelecekleri onlarla şekillenip, endişelerden arınmıştı. Bir bedende iki yürek, bir kafada iki beyin gibi bu yıllar içinde hep aynı şeyleri istediler. Dilediler ve düşündüler… Sonra apansız bir üçüncü girdi yaşamlarına. Yıkıldı Zerrin… Verdiklerinin, aşkının, umutlarının, hayallerinin bir üçüncü aratacak ve yaratacak kadar etkisiz oluşunu kabul edemedi. Ne kişiliğine, ne benliğine, ne gönül ve beynine nedenleri sığdıramadı. Anlayamaz oldu Murat ‘ı.Derin bir rüyadan çıkmış gibi yaşadıklarına inanamadı. Binlerce cimcik attı kendine. Bir kabus olduğunu sandı önceleri. Uyanık olduğunu anlayıp daha da sarsıldı… Yılmadı yine de vazgeçmedi sevgisinden sevdasından. Bugün ve yarınlarından… Kurtarmayı çok istedi değer verdiği her şeyi. Fakat hiç anlamadı Murat. Onu kaybettiğinin bilincine hiç varamadı. Suçlunun kim olduğunu kaybedenden başka kimse anlayamadı. Kendi anlamını, kendinden başka kimse açıklayamadı.
Hangi mevsimin yağmuru, hangi sahillerin rüzgârıydı onsuzluğa, onu ulaştıran. Başladığı gün gibi başladığı ümitlerle, inançlarla yürümesine izin vermeyen, kaç şiddetinde bir depremin sarsıntısıydı? Ne bulmuştu karısında, bulamadığı? Ne vermişti onun, veremediği? Hangi güzellik vardı öbür kadında? Hangi meziyetler Zerrin’i çemberin dışına taşırmıştı? Kafasını ne böylesine karıştırmıştı Murat’ın? Yüreği niçin bu kadar çabuk bulanmıştı? Verilen sözlerin, edilen bağlılık yeminlerinin; yaşam adına, aşk adına sevgi, seven adına verilenleri ne böylesi etkisiz kılmış kökünden atıp yıkılmasını sağlamıştı?Hayatında ilk kez derin bir acabayı yaşadı ve iyi bir sahtekâr olamadığına bencillik yapamadığına, ihaneti ona, ondan önce yaşatamadığına yandı… Kalktı yerinden bir kalem ve kâğıt aldı, koca harflerle “LADES” yazdı. Yatağın üstüne koyduğu bavulunun içine eline geçen ne varsa doldurdu. Hızlı ve kararlı adımlarla odadan çıktı, onu yaşamından çıkaran, yaşarken ölüme, mutsuzluğa sürükleyen Murat’a okkalı bir küfür savurdu. Evlenme cüzdanını da fırlattı salonun ortasına.
Aşık bir yürek olarak, herkesin karşı çıkmasına rağmen girdiği evden ve kalpten herkesi haklı çıkaran ve kendine yenilgiyi tattıran bir adamı geride bırakıp şerefiyle çıktı.
Aytül Kahraman
