17-BİR MUM DAHA

BİR MUM DAHA

Hasret,küçücük bir kızdı, gözlerinin önünde babası annesini öldürdüğünde. Sebebini hiç anlayıp hiç öğrenemedi. Belleğinde onlara ait hatırladığı, bağrışarak yaptıkları kavgalardı. Annesiz bir ömür için, babasız bilinmez kaç yıl için yalnız kaldığında yakınlarının onu yerleştirdiği yetiştirme yurdunda büyümüştü.En kısa yoldan hayata atılıp ekmek tutmanın özlemini duyup okumuş ve öğretmen olmuştu.

Hayatta yakınlıkları, sadece taşıdıkları kanla olan akrabalarının dışında kimsesi yoktu. Bir kardeşi olabilseydi daha güçlü olabilecekti yalnızlık karşısında. Yuvadaki arkadaşlarının, öğretmenlerinin dışında hiç bir insanın varlığını, sıcaklığını hissedemeden geçen yılların sonunda, atandığı ilk görev yerine yine onlarca uğurlandı..

Çok az nüfuslu, doğunun bir dağ köyüydü artık yaşayacağı yer. Karlar düşünce aylarca yollar kapanıyor.Gelene , gidene hasret aylar tüketiliyordu. Mahkum bir babanın kızı olarak parmaklıksız bir cezaevine düşmüştü. Ama mutluydu, öğretmendi o! Ona ihtiyacı olan minicik çocukların tek umudu, cahilliği yok edecek tek ışıklarıydı.Bir mumdu bilgi dünyalarında yanacak. Yıllarca özlediği sevgi ile sarıldı dört elle onlara. Yaşayamadığı ana ve baba sevgisinin açlığını gidermeye başladı. Köylülerin ilk günlerdeki soğuk ve çekingen tavırları, onun gayreti ile ortadan kalkmış.İki sınıflı küçücük okulda kendisi gibi öğretmenlik yapan karı koca öğretmen arkadaşları ile bir aile gibi geçinmeye başlamışlardı..

Onların evlerine duvar duvara yapışık bir odayı vermişlerdi Hasret’e. Sadece yatmak için kullanıyordu orayı., Yemeklerini arkadaşları birlikte yiyip, sohbet edip, ders hazırlıklarını yapıp,arada sırada tavla partileri düzenleyip eğleniyorlardı.Tek kanalı çeken televizyonlarından dünyaya bağlanıyorlardı. Yayınlar çoğu zaman ve özellikle kışın çok uzun süreli kesintilere uğrasa da tek lüksleri oydu.Kitap okuyup üzerinde, tartışmak ve arkadaşlarının oğlu minik Ali’ yi oynatmak uzun gecelerin hobileri arasındaydı.Aslında gecelerin olmasını istemiyordu hiç biri. Gündüzler korkusuz zamanların, geceler ise korkuların, endişelerin ve kapıya uzanacak bir yabancı elin ürpertisi içinde geçiyordu. Gündüzler koruyucuları, geceler ise karabasanlarıydı. Kimse güneş battıktan sonra evinin kapısına çıkamıyor, ışıkları bile çoğu zaman söndürülerek oturuyorlardı. Romanlardan okuduğu, çok eski zamanların eşkıyalarını bile aratacak nitelikteki teröristler kol geziyordu dağlarda.. Korkuyor, ama hem mesleğini hem çocukları çok sevdiğinden hem de gidecek bir yeri, kimsesi olmadığından. O köyde kalmayı sürdürüyordu. Kaderi bundan önce ona nasıl çizmişse, bundan sonrada öyle çizecek yazılan ne ise görecekti

22 yaşındaydı daha, önünde nice güzel günleri, sıcacık bir yuvası, onu seven bir kocası ve bir çok çocukları olmalıydı. Olmadı, olamadı ama. On beş aylık bir öğretmenken bir dağ köyünde.Yaşıtları diskolarda eğlenirken. Yaşıtları arabalarda tur atarken,yaşıtları flörtlerini sık sık değiştirirken bir mum gibi söndü o gecede. Bitiversin karanlık yine gündüz olsun diye saatleri kovalarken.Arkadaşının minik oğlu ile saklambaç oynarken.Kapılarının kırılarak açıldığı işte o gece. Köy meydanında yüzleri sardıkları kefiyeler arkasında kaybolmuş teröristler tarafından sıraya dizilmiş tüm köy halkı arasından, öğretmen olduğu için seçilip, nedenini hiç anlayamadığı bir düşmanlık uğruna, kurşunlara hedef oluverdi.Korkulan gece, korkulanları getirmişti kapılarına,köylerine hep beklenen.

Bir can alan babasının mahvettiği yaşamını, canlar alan teröristler noktalamış, bu çok küçük ve uzak yerde bile Hasretin yaşamasına izin vermemişlerdi.Kısacık ömrüne büyük acılar, özlemler, bekleyişler sığdırdığını kimse bilemedi ismi gibi güzel yarınlara hasret , öğrendiklerini öğretemeden hatırlamasız bir ölüme gitti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir