21-YAŞ ELLİ

YAŞ ELLİ

Niye hatırlayamıyordu açıkça daha önceki yaşlarını? Birle başlayıp, onlu ve yirmili geçenlerini?  Niye silik, niye kalın bir bulutun ardındaydı o zamanda yaşananlar?  Neler duyumsayıp, neleri düşündüğünü ve neleri umup düşlediğini niye bugünlerdeki gibi bilemiyor Ebru?

O günlerden, bugünlere taşıyıp getirebildikleri niye böylesi azdı? Ve niye hayatında etkileyip iz bırakanlar, üzenler, azıcık da olsa sevindirenler gelmişlerdi bu güne. İnsan niye en mutlu olduğu çocukluk ve gençlik yıllarını ve o zamanki kendini, pırıl pırıl ümitlerini, kötülükten uzak, tertemiz niyetlerini, hayata ve insanlara duyduğu tartışmasız sevgi, güven dolu hislerini o günlerde bırakıp geliyordu bu yaşlara?Zorladığı, uğraştığı halde niçin hatırlayamıyordu o yaşlarını ve yaşadıklarını? Ama niçin Ellili yaşlara başladığından beri bir bulanıklık  sarıvermişti Ebru’nun beynini? Bir baktığında on sekizindeydi, ne zaman gelmişti buralara? Nasıl ve niçin bu kadar çabuk geçmişti yıllar böyle? Derin bir uykuda mı sürmüştü bunca yıl? Neredeydi, ne çabuk burada?

Ürperiyor, anlatılmaz bir korku sarıyordu tüm bedenini. Dünleri dilediği gibi hatırlayamıyorsa bugün, yarınlarda da bugünleri bilemeyecekti.  Bir şeyler yapmalı, yarı yolundan sonrakileri ve şimdiki onu,  kazımalıydı belleğine de yüreğine de.  Kalıcı olmalıydı bugüne ait ne varsa. Unutmak istemiyordu bir anını, bir pozunu. Ölümün de, anıların da ve nankör aklının ve hafızasının da elinden bir şeyleri kaçırıp saklamalıydı. Çünkü yaşadıkları ve bugünkü duygu ve düşünceleri gibisini bir daha yaşayamayacaktı.Ebru, artık, yarım gülümsemelerin,  yarım sevgilerin,  yarım mutlulukların yaşandığı yaşlardaydı. Aşk yoktu, ümit yoktu, ruhundaki bahar yoktu.  Uykular yarım, aynalar yalancıydı. Düş yoktu, umut yoktu, beklediği ve bekleyen yoktu. İnsanlara ait yüreğinde hep kalır sandığı sevgi ve güven de yoktu. Üzüntüler, kırgınlıklar, geleceksiz düşler, özlemsiz yaşayışlar çok hem de çoktu…

Yine gülecekti, biliyordu. Eski gülüşü gibi olmasa da. Yine oynayacaktı Ebru bir müziğin ritminde. O günleri aratsa da. Yaşayacaktı verilen, yazılan ve kalan kadarını. Ama bir daha şimdi unuttuğu o yaşlarda olmayacaktı. Nankör beyni yine silecekti onlu, yirmili yaşlarını sildiği gibi, bu yaşları da.Ve yıllar yetişmesiz geçecekti birbiri ardı sıra.

Aytül Kahraman

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir