CİNAYET
“Öldürdüm onu, öldürdüm. Şimdi ben ne yapacağım?” diye ağlıyordu kapanmış yatağa. Haykırdığını sanarak, ama sesini sadece kendisinin duyabileceği bir güçle dakikalardır, aynı sözleri tekrarlayıp duruyordu.
Yıkılmışlık, pişmanlık ve üzüntü ile sarmalanmıştı. Önceden, düşünmesiz, planlamasız ama apansız bir cinayeti işlemişti işte. Katildi o…Kimsenin bilmediği, duymadığı kansız bir cinayeti yaşamıştı. Tertemiz dünleri, lekeli bugüne ve yarınlara dönmüştü. Bir mahkûmiyet koşarak geliyordu ona. Suçu müebbetti, kesin. Belki idamda istenirdi hakkında…
Keşke öyle olsaydı da kurtulsaydı bu çıkmazdan. Neden niçin yaşamıştı şu birkaç saati? Öylesi güzel geçmişten, yaşanan sevgiden, aşktan, paylaşımdan sonra nasıl yok edebilmişti bunları yaşatanı? Günlük güneşlik sıcacık zamanlar üzerinde, karabulutlar niçin gitmesiz gelmişti? İyi ve güzel olanı; mutluluğu yaşayıp yaşattığı an zehir zemberek duygular niçin yağmıştı üzerlerine? Başladığı güçte ve yürekte niçin kalamamıştı? Yaşatmıştı her şeyi. Niçin değişmişti onu böylesi severken? Ama artık onun, hiç bir şeyi değildi. En güzel günler, duygular niçin ondan çok çok uzaklardaydı artık?
Onu öldürmeyi hiç istememişti. Yapamazdı onsuz. Görmeden, dokunmadan, duyamadan. Her şey için her şey, yaşamak için tek şeyken. Onu yaşamında yok saymak ölümken. Ama mecbur etmişti onu. Tüm çırpınışları, yalvarmaları fayda etmemişti. Gidiyordu yaşamından, yüreğinden, duygularından. Dönmemecesine hem de. Onu, onunla yaşananları verilen sözleri unuturcasına ve yok olmalarını istercesine. Katlanamıyordu erkeğinin kendisine yaptığı davranışa, ona yakıştıramıyordu. Ona her şeyini vermişti; bir ömre sığacak bir ömürde yaşanacak ne varsa. Hani dün gibi, hani bugün gibi ve bilinmez kaç yarınca. Ya onunla, ya onsuz. Ama onu bugün gibi yarınlarda asla istemiyordu…
Bu gerçek sonunda bir cinayeti işletti ona. Yıllara adım adım sığan hüzünlerinin, hüsranlarının, güvenmenin ve sadece insanca sevmenin sonunda katil olmuştu. Bu gerçek onunla yaşadığı anlar, yaşayacağı yıllar süresince gezecek ve çıkmasız bir yara izi olarak kalacaktı. İlk anda ki acı ve pişmanlık, kırgınlığı ve kinleri ile şekillenerek ve düşünceleri arasından sıyrılarak yerini güçlülüğe bırakmaya başlamıştı. Son vermişti ağlamasına. Kimsenin duymadığı çığlıklarına.
Doğruldu yatağın üzerinden. Toparlanarak, değişmesiz gerçeği yaşamaya başladı. Aynanın karşısında durdu. Şöylece uzun uzun baktı kendine “Katilsin sen katilsin” diye konuştu kendi kendine. Hiç cevap gelmedi aynadan. Sadece ağladı, ağladı. Aynaya takılı kaldı bakışları. Ne suç ortağı, ne suç aleti vardı bu cinayetinde. Hiçbir iz bırakmamıştı, insan gözünün görüp seçebileceği. Temiz bir işti. Cesedi, delili olmayan bir cinayeti işlemiş bir katildi. Çok sevdiği birini,yüreğinde öldürmüştü.
Gülümsedi. Buruk, alabildiğine yıkılmıştı. Hep cinayetler silahla, bıçakla, topla, bombayla işlenmezdi ya. Kansız, bedensiz sonlarda yaşanabilirdi cinayetlerde. Yürekte yaşananlar gibi. Bir sevilenin ölümü, öldürülüşü, hayatından çıkarılışı da bir cinayet değil miydi? O da bir sevgiyi bir sevileni, delice ölürcesine sevdiğini öldürmüş yani yok saymayı seçmişti…
Aytül Kahraman
