24-YORGUN DEMOKRAT
Deniz, gülümsüyordu uzaklarda, umutlarını teslim etmiş martılara. Cem, göğe uzanan palmiyelerin altında dalıyordu maviye özlemli günlere.
İçinde beslediği delici korkularla, düşüncelerine uygulanan baskılarla, yargılandığı dosyalar dolusu davalarla yabancı kalmıştı başının üstünde özgür, dolanan bulutlara. On yıl, tüketmişti cezaevleri arasında. Kara saçları ve sakalları dolmuştu aklarla. Ziyaretçi beklenen demir kapılar ardında, ümit bulmuştu yitirmemiş sevdalarında.
Üniversitenin ikinci sınıfında okurken tanışmıştı, hiç bilip, duymadığı yeni olgularla. İçinde akan, zapt olunmaz deli kanıyla baş olmuştu okulda, sokakta tüm olaylara. Düşündüğünü söylemenin suç olduğunu bilmediği bir yaşta, mahkûmluk işlenmişti tertemiz kayıtlara. Gençlikte yapılan, yarınların düşünülmediği hatalarda, yaşlı bir yüreği yüklenmişti, yangınlarla.
Mahkûmiyetine çok üzülüp, ardı ardına ölen anne ve babasının anıları kucağında, hapis hayatının bitişinin ikinci gününde, gelmişti ailesi ile nice anılar yazdığı ve çok özlediği bu kumsala.
Öğretmen annesi, subay babası gittiler, geldiler dalgalarla. Yaşarmışçasına ıstıraplarını, yok edercesine hasretlerini. “İNSAN YÜZÜNE BAKACAK YÜZÜM YOK ARTIK, BÜTÜN DOSTLARIMIZ BİZDEN KAÇIYOR, SELAM DAHİ VEREN YOK” demişti babası onu son kez gördüğünde. Utançla yere eğdirmişti başlarını sevdiklerinin, oysa hiç kimse için kötü bir şey isteyip yapmamıştı.
Niye yerdeydi başları anasının da babasının da? Niye böylesi vefasız ve acımasızdı insanlar? Neden kötü günlerde kaçardı hep tanıdıklar? Çok ağır bir yükün altından çıkmıştı, yorgundu anlatılmaz. Palmiye altına uzanmış pişmanlıklarla, anı ve acıları gezerken duygu ve düşünceleri, özgürlüğün sarhoşluğuyla geçmişini arıyordu Kimse yoktu şimdi o ideallerle dolu günlerden. Bir arkadaşı ziyaretine gelmemişti yıllar yılı. Demek ki yalandı her şey, her edilen yemin. Dün dünde kalmalıydı, kurulmalıydı onurlu yeni bir yaşam lekeli de olsa adıyla.
Acılarını dindirecekti yüreğinde keşkeler, ekmek kavgasına girecekti, karavanaya özlemli. l980’li yıllara gidip gelecekti yarınlardan korkarak. O dönem anılarını gömecekti usanmasız. Unutmak istese unutamayacak, geleceğe yüreği kötürüm, umutları sağır, düşünceleri gör yürüyecekti. Hedef bulabilirse eğer.
Aytül Kahraman
DÜŞÜNMEK SUÇ DEĞİLDİ OYSA.
KENDİNDEN, SEVDİKLERİNDEN ÇALINAN YILLARI YAŞANMAMIŞ SAYARAK ÜLKESİ VE İNSANLARI İÇİN ÇALIŞACAKTI.
KENDİSİNİ, KENDİSİ YÜZÜNDEN BAŞI ÖNDE GEZENLERE AFFETTİRECEKTİ.
Aytül Kahraman
