33-CENNETTEN CEHENNEME

CENNETTEN CEHENNEME

Çocukluğunda, evin içinde ve babasının dilinde adı Cennetti. En keyifli, en neşeli zamanlarında babası “Cennet” diye seslenir, burnunu işaret ve orta parmağının arasında şöyle, muzipçe sıkarak “Nereye de gidiyon kız Cennet” türküsünü, ayaklarıyla tempo tutarak söylerdi.

O zamanlar Cennet adının, köylü kızlarının adından geldiğini sanarak, homurdanır, hırslanır dururdu. Büyüdü. Cennetin gerçek anlamını öğrendi. Gizli bir zevk ve gururla benimsedi adını. Demek ki Cennetti babası için.

Bir gün babası dönülmeze gitti. O da,  gerçek adına geri döndü kös kös. Yıllarca bir daha kimse söylemedi, yüreğinde ve kulağında özlenen gibi seslenmedi derken, bir dilden döküldü apansız, ılık ılık… Cennete, sevgi yağdı. Yıllar sonra bir erkek için daha, o erişilmez kavrama eş kılınmıştı yeniden. Yaşamak daha anlamlı, her şey daha güzeldi. Eksik bir yanı kalmamış, tamamlanmıştı aniden. Güneş daha parlak doğuyor. Yağmurlar bir başka yağıyordu. Ağaçlar bir başka solup, yeşeriyordu. Çiçekler daha değişik açıyordu. Metin! i delice seviyordu.

Güzel günler bitemez derken cennette, ışık kayboldu bir gün. Cennetle ile Metin evlenme yıldönümlerini, kutladıkları bir Samsun gecesinde mutlu, birazda içki sersemi evlerine döndüler o gece. Mutluluğun yorgunluğu ile gecenin ilerlemiş saatlerinde yatmaya hazırlandılar. Birbirini on iki yıldır, tutkulu bir aşkla seven karı koca; daha nice birlikte geçirecekleri yılların ümidiyle el ele derin bir uykuya daldılar. On yaşındaki kızları Merve’ yi anneannesine bıraktıkları için, o kutlama gecesi uykuları daha rahat,  rüyaları da daha huzurlu olarak, ortak soluk alma vermede buluştular.

Ne kadar zaman geçtiğini anlamadıkları bir saatte, evlerinin salon tarafından beklenmedik bir sesle uyandılar yine birlikte. Tedirgin korkulu bir hareketle yataktan kalkan Metin salona doğru yönelip ışığı yaktığında; yabancı, on sekiz bilemediniz, yirmi yaşlarında, kirli sakallı bir gençle göz göze geldi.

“Kimsin, hırsız var” sözleri dökülüverdi ağzından. Bu sözleri patlayan bir silah sesi yarım bıraktırdı. Cennetin çok sevdiği eşi, kısacık bir inilti ile yıkıldı yere. Çığlıkları, haykırışları, panikleri ardında bırakan genç, geldiği balkon kapısından atlayarak kayboldu karanlığın içinde. Cennet, karnına aldığı kurşun yarası ile yerde yatan kocasının bir daha ona sevgi dolu bakamayacağını anladı.Cennetinin yok olduğunu, hayatlarına sinsice giren bir zebani tarafından cehenneme itiliverdiğini anladı. Yuvarlandı, yuvarlandı. Sanki asırlardan, sanki en acımasız kuyulardan, yollardan geçti ve umutlarında, mutluluklarında yok oldu. Sadece yaşanmış yılları olduğunu, artık kutlanacak yıldönümlerini olamayacağını,  yaşanacak yıllarının yitip gittiğini anladı. Ağladı, ağladı.  Yaşarken, o gece öldü.

Artık Cennet değildi. Artık Cennette değildi.

Artık CEHENNEM deydi.

Aytül Kahraman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir