İKİYE AYRILAN YÜREK
Sokaklar gibi soğuk, mezarlıklar kadar sessiz, hastaneler kadar kasvetli, mağaralar kadar karanlıktı artık evleri. Kimse içten katılırcasına gülmüyor, birbirlerinin ağzından söz kapışıp, şakalar yapmıyordu. Öğrenilen bir fıkrayı, bir espriyi kimse aynı zevk ve coşkuyla taşımıyordu beraberinde eve. Kimse gazeteleri kapışmıyor, gazeteyi önce alan şampiyon olmuyor, yemekler, pastalar bir zamanlardaki tadı taşımıyordu…
Üç kişilik aileleri dağılmış, babaları bir başka kadına takılıp onları bırakmıştı. Boşanıvermişlerdi anne ve babası anlayamadığı bir hızla hem de. Bir şeyler döndüğünü, kopan ve biten bir şeylerin olduğunu, annesinin ve babasının eskilerde olduğu gibi birbirlerini sevip, aramadığını sezdiği yıkıldığı günlerde, önce annesi geçmişti karşısına. En dayanıklı, en cesur halini takınıp, ağlamamaya direnerek alınmış kararı ona açıklamıştı. Kucaklamıştı onu, sevip okşamış ve öpmüştü sıcacık.Sonra babası konuşmuştu saatlerce, anlatmış, anlatmıştı. Hiçbir kelimesini bile dinlememiş ve de anlamamıştı. Bir acıyı yaşıyordu günlerdir. Ona dinlermiş gibi bakarken de o sözcükler çınlıyordu yine beyninde. “ANNENLE BEN BOŞANACAĞIZ, AMA SENİ YİNE SEVECEĞİZ, BEN YİNE SENİN BABANIM BANA DA GELECEKSİN” demişti sözünün sonunda.
Artık babası yanında yoktu Ozan’ın. Babasız bir evde, annesiyle başlamıştı ona sorulmadan yazılan yeni yaşama. Yine sabahları aynı saatte kalkıyor, servisin onu alıp okula götürmesini bekliyor, yine süt içmemek için, yumurtasını yememek için direniyor. Yine bir şeylerini unutuyor, saçlarını taramayı, çantasını yerleştirmeyi hep sıkıcı buluyordu. Tamam, da o içindeki öncesi olmayan acı neydi? Dinmiyor, geçmiyordu.Annesi de biraz sonra aynı hızla evden fırlayıp, çalıştığı bankaya gidecek ve yine yorgun, yine suskun ve yine belli etmediği kırgınlığı ile evine gelecekti akşama. Niye mutluluğu, niye umursamazlığı oynuyordu ona karşı? Yatmak için vedalaştıktan çok sonra niye dolanıp duruyor, sabaha kadar oturuyordu?Okulda da hiç neşeli değildi artık. Kızları delirtmek, azıp kudurmak, ne kadar saçma ve boştu. Ona neydi Hititlerden? Ona neydi Asya’dan? Ona neydi Oran ve Orantıdan? Babasını istiyordu. Evleri, sıcacık eski huzura yine kavuşsun, yine sevgiler saçıp, gülsünler istiyordu.
Nefret ediyordu babasından da, onun yeni karısından da. Görmeyecekti, gitmeyecekti hiç babasının evine. Ve büyüdüğü zaman, ne karısına, ne çocuklarına böyle acılar yaşatmayacak onları terk etmeyecekti. Boşanmış bir anne ve babanın çocuğu olarak ikiye ayrılmış bir yürekle yaşatıp, onları sonsuz bir mutsuzluğa mahkûm etmeyecekti.
Aytül Kahraman
