41-BÖYLE AYRILIK OLMAZ

BÖYLE AYRILIK OLMAZ

Büyük şehre bir daha gelmek varmış diye düşündü Çetin. Yıllar sonra yine İstanbul’daydı. Oysa küçük şehir insanlarıyla, sevgiyi paylaşıp, onlara yardım etmekle önceleri mutlu sonrası, hüzünler yaşayarak geçmişti on yıl.

Tıp fakültesini bitirerek ayrıldığı bu koca kentte, geçen bunca uzun zamana rağmen daha önce bir sebep yaratarak gelmemişti. Aksine hep kaçmıştı buradan. Oysa ne çok severdi, herkesin hayran olduğu bu kenti. Araba vapurlarını, otobüs kuyruklarını, balık ekmek sofralarını, insana enerji katan ve çıldırtan kalabalık ve gürültüsünü. Denizi, adaları, sandalları, ciğerlerine çektiği havasını.Güzel gün ve anıları da olmuştu öğrencilik yıllarında. İlk ve unutamadığı tek aşkını tanımıştı bu şehirde. Öğrenci olaylarının çatışmaların şiddetle yaşandığı o yıllarda. Nihan’la kesintisiz aşklarını yaşamış, köşe bucak kaçamak sevişmeleri tatmıştı. Aynı sınıfta okuduğu o kara gözlü,  gece saçlı, güzel kız vazgeçemediği tutkusu olmuştu. Her anını ona adadığı, sevdası haline gelmişti.

Çetin, iş gereği İstanbul’a gelip yerleşen aslen Bursalı bir ailenin oğluydu. Babası, amcaları ile ortak, ticarete atılmış ve Bursa’daki kumaş mağazalarının İstanbul’a şube açması planlandığında; bu görev babasına verildiği için Çetin daha ilkokul çağlarından itibaren bu koca kentte yaşamaya başlamıştı. Geliri yüksek bu ailenin oğlu olarak hiç bir şeyden mahrum kalmamıştı. Hatta babasının kendisine armağan ettiği arabasıyla tıptaki arkadaşlarına hayli de hava  atmıştı. Nihan ise Erzurumlu bir ailenin ikinci kızıydı. Babası bir kamu kuruluşunda, sabit gelirli bir memurdu. Başarılı geçirilen orta öğretim yıllarından sonra, çok istediği tıp fakültesini kazanarak İstanbul’a gelmiş ve Çetini tanımıştı.Dersleri de, aşkı da aynı güzellikte gidiyordu. Evlilik planları bile yapmaya başlamışlardı. Okulları bitince evlenecek ve el ele mesleklerine tayin oldukları şehirde devam edeceklerdi. İhtisaslarını yapıp, insanlara hizmet edeceklerdi.

Her konuda öylesine güzel anlaşıyor ve öylesine uyumlu bir birlikteliği yaşıyorlardı ki. Aralarındaki en büyük ayrımın bilincinde dahi değillerdi. Bazı insanlar için çok önem taşıyan bu ayrıntı, ikisi arasındaki mezhep farkıydı. Aşk, hiçbir engel tanımaz düşüncesinden hareketle, evlenme isteklerini ailelerine ilettiklerinde; Çetin, hiç aklından geçirmeyeceği şekil ve duygularla ailesinden şiddetli bir karşı çıkışı yaşadı.

Ailesi ve özellikle annesi, farklı bir mezhebin üyesi olan bir kızı gelini olarak kabul etmiyordu. “Bizler ayrıyız, ayrıl oğlum” diyordu. Çetinin, günlere, gecelere sığan ikna etme çabaları, yalvarışları da bu anlamsız engeli aşamadı. İnsanların inançlarının, sadece yürekte yaşandığını, yaratan ile o kişi arasındaki bir durum olduğunu, dindar geçinen ailesine kabul ettiremedi. YıkılmıştıAilesine rağmen evlenecekti Nihan’la. Ama Nihan, sevdiğinin ailesi tarafından istenmemenin ruhunda yarattığı fırtınalara kapılıp, kendi ailesinin onayına rağmen evlenmeye yanaşmadı onunla. Kendi ailesi daha ılımlı yaklaşa da, böyle başlayacak bir evliliği düşlemediğini ve ayrılmaları gereğini söyleyiverdi Çetin’e.

Ayrıldılar da. Belki çok nadir insanlar arasında yaşanabilecek duygu, yürek, düşünce birlikteliklerine son verdiler. Aşklarını kalplerine gömdüler. Çetin, tayin olduğu küçük Akdeniz ilinde görev yaptığı sağlık ocağında girdi orta yaşlarına, her gün aşık özlemli, saçlarının beyazlarına. Evlenmeden, evlenenlere şahitlik ederek. Nihan ise,  kazandığı bursla gittiği A.B.D de yaşadı yalnızlığını. Haberleşip, görüşmediler bir daha.

Çetin ise bu sevda şehrine,  yaşananları anarak, onların sevgisini anlamadan yanlış düşünce ve inançların esiri olup, iki gence en büyük kötülüğü yapan annesini toprağa vermek için yıllar sonra geldi. Annesini mezara indirirken sadece kendisinin duyacağı bir ses tonuyla şöyle fısıldadı gözünden dökülen yaşlara rağmen;“ANNE! AYRILIK ÖYLE DEĞİL,  İŞTE BÖYLE OLUR”.

Aytül Kahraman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir