YARIN GELDİ, BUGÜN NERDE?
Leo Buscalia, bir gün öğrencilerini etrafına toplamış ve “Çocuklar yarın ölecek olsanız, bugün ne yaparsınız?”diye sormuş.
Öğrencilerinden biri “Kız arkadaşımla barışırdım”, diğeri “Annemle babamı iki senedir görmüyorum, onları görmeye giderdim” diye cevaplamış soruyu.
Buscalia’da öğrencilerine dönüp, “PEKİ ÇOCUKLAR, BÜTÜN BUNLARI YAPMAK İÇİN ÖLMEYİ NİYE BEKLİYORSUNUZ?” demiş…
Bu hikayeyi okuduğunda, kırklı yaşlarını geçmiş olan Aytül, ardına baktığında yarına ertelediği nice sevgi, nice davranış, nice umut ve sayısız isteği olduğunun bilincine varmıştı. Bu gerçeğe varış, geçmişte yaptığı hata ve geciktirmeleri bir daha yapmamak gibi bir kararı almasını sağladı. Söylenmesi, yapılması gerekeni hiç sakınmadan yerine getirmek temel felsefesi oldu.
“Seni seviyorum” sözcüğünü esirgemesiz kullandı hak edenlere. Yaşamında, sadece bu sözü söylemekte geç kalmamanın rahatlığını yaşadı. Aceleci, zamana karşı yarışan söz ve hareketleri; yarınların kendisi kadar aceleci davranıp geldiğini anlamasındandı hep. Onun bugünleri, yarınları ile yarıştaydı çünkü.
Yaşarken, soluk alırken, yüreğinin yap dediğini yapan, git dediği yere giden, al dediğini alan, söyle dediğini söyleyen yapısı ile yakınlarının zaman zaman eleştirilerine de hedefi olmadı değil. Ama o girişte anlatılan küçük öykünün doğruluğuna inanmıştı bir kez.
Hayatı boyunca, bunu başaramamış insanları izlemek ve acımakla oyalandı. Bir şeyleri, kaybetmeden anlamamış, bugünü yaşayıp, yaşatamamış binlerce insan manzarasının, yüzlerce pişmanlık dolu sözün, keşkelerle dolu yakınmaların şahitliğini yapmıştı.
Onun öyküsü ölümü düşünerek değil, her an ölecekmiş gibi yüreğine ve beynine; yapılması, duyumsanması, yaşanması, söylenmesi gerekenleri yerine getirmesi için izin vermesiyle başladı aslında. Kendisi için de yaşaması gereğini, belki de yukarıdaki minicik öykü ile öğrendi.
Bugünü yaşadı ve yaşattı. Planlarında yarın yoktu. Bugün hakkıyla bitirilmeden yarın olamazdı. Sevdi, sevildi. Kırdı, kırıldı. Verdi, aldı, alamadı. Ama pişmanlıksız bir yaşamı oldu. Keşke demedi hiç. “Acabalara kaçtı, belkilere tutundu” ama yarınlardan korkmadı. İnsanlara, bugüne ait hiçbir duygu, hareket ve isteği yarınlara bırakmamalarını söyledi durdu.
Ömür bir soluk alıp verecek kadar kısa, yarınlar hayat koşusunun kırılamaz rekorunun sahibi iken, bugünü yaşamamak niye diye sordu…
Geçtik yarınlardan, hepimiz için belki saatler bile yoktu. Anlayan anladı. Aytül, elinizde ki kitabın adını bu inançla koydu…
