DİYOJEN
Hep kardeş kadar sevebileceği, gerçek bir dost ve sıcak bir arkadaşı aramıştı. Öylesine verici, alçak gönüllü, hoşgörülü, samimi ve neşeliydi ki; arkadaş edinmekte zorlanmıyordu. Ama hiç biri ona yarınlar için de var olabileceklerini, hep iyi değil, kötü günleri de paylaşabilecekleri inancını veremiyorlardı…
Suat, yaşantısında bu eksikliği çok uzun zamandır hissediyordu. “Bunaldığı, daraldığı zaman çıkıp gidebileceği belki de ağlayıp anlatacağı bir arkadaşım yok” diye düşünüp; nerede, nasıl bir yanlışlık yaptığını, başkalarında görüp çok imrendiği bir birlikteliği bir arkadaşı ile niçin kuramadığını anlayamıyordu En zor günlerinde arayabileceği ailesinin dışında insanların isimlerini geçirmeyi denedi aklından. Bir arkadaş bulamadığını gördü, daha da kahroldu.Oysa ilerleyen yaşlarına rağmen, hiç bozulmadan büyük bir tutku ile birbirlerine bağlı, kardeşten de öte duygularla, birbirleri için hep olmayı becermiş insanlar biliyordu. Aileleriyle bile, bir can gibi birbirini sarıp sarmalamış insanlara çok özeniyordu. Kendini bunlara kadar layık bulurken niçin bunu gerçekleştiremediğinin hesabından çıkamıyordu.
İnsanları, oldukları gibi kabul ettiği, hiçbir kusurlarını görmeden, onları manevi ve maddi değerleri ile ölçüp küçümsemeden davrandığı, onları kırmamayı, kırıldığı zaman bile yüzlerine vurmamayı ilke edindiği; yemeği değil yedirmeyi, paylaşmayı; kullanmayı değil, kullanılmayı daha iyi becerdiği halde niçin tek bir insanı dostum diye isimlendiremiyordu? Yıllarca böyle candan bir dostu, arkadaşı özlemekle geçmişti hayatı. Öğrencilik günlerinden bu yana kendindeki bu eksikliği gidermeye çabaladı. Günlük hayat içinde, küçük şeyleri paylaşmanın dışında daha özel bir yakınlığı beklemek ve istemek hata olmamalıydı. Arkadaş elbette ki vardı. Onun bulmaya çalıştığı bencillikten uzak, riyakârlık ve kalleşlik yapmayan, değişmeden kalabilecek, samimi ve can bir dost, kardeş kadar vazgeçilmez bir arkadaştı.Bu ölçülere sığan tek bir arkadaşı olan insanları şanslı kabul ediyor onlara imrenerek bakıyordu. Yoktu işte. Yapayalnız kaldığında, bir açmaza girdiğinde kapısını çalacak veya çağırabilecek hiçbir can yoktu. Yanlışlığın kendisinden değil, hep umduklarını boşa çıkaranlarda olduğuna kendini inandırmıştı.
Kaybedenin kendisi olmadığını, onun dostluğunu anlayamayanların kaybettiklerini sessiz bir isyanla kabullenmişti. Oysaki yüreği böylesi beraberliği yürütebilecek kadar sevgi ve iyi niyet doluydu. Kendisi bu tür bir sorumluluğu kaldırabilecek ve görevlerini yürütebilecek kadar cesurdu. Olmamıştı işte, bunca fırsat tanımış ve istemişken olduramamıştı…Bora insani değerlerin, arkadaşlık, dostluk, sevgi adına güzelliklerin azaldığı bir dünyada, yaşamında böylesi bir kazancın eksikliğini duyabilecek kadar büyük yürekliydi. Bunun henüz farkına bile varamayanlar için üzüldü. Yalnız kendi için, düşünen, isteyen ve yaşayan insanlarla birlikte olmak en büyük hüzündü.Modern Diyojenlerle doluydu artık hayat.
Aytül Kahraman
