43 ZİRVEDEN ZEMİNE

ZİRVEDEN ZEMİNE

Mevsim bahara, dallar çiçeğe uyanıyordu zamansız. Yazdan kalma bir gün ve sıcaklık aldatıyordu herkesi. Oysa aylardan Marttı. Bir zamanlar, karlara ve buzlara alışık sokaklar, bahçe ve insanlar sahte baharın, aldanmaya razı doğanın canlılığındaydılar…Giysiler, tavır ve duygular bu uyanışa ayak uydurmuştu. Hiç de alışıldığı gibi yaşanmamış hafif geçmiş bir kışın bittiği inancı ile, canlı olan her şey harekete geçmişti. Cezaları bitmiş mahkûmlar gibi insanlar evlerinden kendilerini dışarıya atmıştı. Ya da balkonlarda, camlarda yerlerini almışlardı. Çocuklar ise dört duvar arasına sıkıştırılmış, enerjilerini özgürce boşaltmanın rahatlığındaydılar.

Sanki herkes, tüm sıkıntı ve sorunlarını halletmiş mutluluğu neşeyi o gün ilk kez tatmış ve yakalamıştı. Hoşgörü, güler yüz, görünmez bir bulut gibi sarıvermişti insanları. Duyulmaz bir müziğin ritmiyle coşan, eğlenen kalabalıklar gibiydi hepsi de. Bir kendilerini yaşıyorlardı, Nihal hanımdan habersiz.Nihal Hanım, bu anlatılardaki güzellik ve coşkudan payını alamamış, nicelerinden biriydi. Ne parıldayan ve ısıtan güneş, ne toprağın genizleri yakan tatlı kokusu, ne ağaçların yeşili yakalamış rengi, duygularını canlandırmamıştı. Yapayalnızlığı kara kışlarda da, baharlarda, yazlarda da onun gölgesi olmuş; bir zamanların debdebeli günlerinin, çevresini saran dost sıfatlı insanlarının yerini, maddi sıkıntılara ikiz, perişan bir yaşam almıştı.Yönetici sıfatı ile, çok yüksek makamlarda görevler almış kocası ile, çoğu yurt dışından alınmış, armağan edilmiş eşyalarla döşenen şahane evlerde; zamanına göre son model arabalarda, lüks otellerin salonlarında verilen davetlerde, düzenlenen balolarda yaşamıştı. Tüm hemcinslerini kıskandıracak bir zarafetin temsilcisi olmuştu.

Güzelliği başkentin, protokolün diline sakız olmuş, hep aranan, hep izlenen isim olma ayrıcalığını yaşamıştı. Giysileri, o zamanın modası olarak kentin elit kesimi arasında son hızla yayılırdı. Yaşamı her anı ile olay olurdu. Kocası ile tek tutkuları at yarışları ve kendi koydukları isimlerle yarışan atları idi. Günden güne büyük bir tutku ile bağlanarak yarışlara katılır, zaman zamanda büyük miktardaki paraları bu uğurda kaybedebilirlerdi. Beklemesiz, ummasız bir zamanda kocasının ölümü onu parladığı yerden bir solukta aşağıya alıvermiş; çok uzak yerlere fırlatıp atıvermişti.Yalnız kaldığı, terk edildiği günlerde de kendisine kalan mal varlığını bir bir at yarışları tutkusu uğrunda yitirmişti. Kocaman salonlardan, küçücük bir odaya, insan denizlerinden kıraç bir diyara sığınmak zorunda kalmıştı.İlerleyen yaşı,  güzelliğinden; sıkıntıları zarafetinden hiçbir şeyi çalıp alamamıştı. Ama bir zamanların görüntüsünden çok hem de çok uzak bir görünüşü ona armağan etmişti.

İşte o yalancı bahar gününde de beden, yürek ve anılarında sakladığı binlerce güzellikle tanınmaz, düşmüş bir insan olarak karıştı dününü bilmezler arasına. Üzerinde tüyleri dökülmüş mantosu içinde yıllardır dindiremediği ürperti ile çıkmıştı güne. Ayakları, onu yine o çok alıştığı yere doğru çekiyordu. Bir şeyler çağırıyordu onu, gidecekti bu davete uyup. Ama bir kuruşu yoktu o dayanılmaz isteği dindirecek. Yine ulaştı oraya, gezindi insanların arasında sanki herkes ona bakıyor, alkışlıyor arkası sıra geliyor hayali ile başını daha bir dik tutmaya ve geçmişi yaşamaya çalıştı.

O anlatılamaz heyecanı iliklerinde yaşıyor, tek bir oyun oynayabilmek için kıvranıyordu. Çökmüş omuzlarının tam ortasında bir sızı gidip geliyordu zaman zaman. Derin nefesler alarak, bir zamanlar dürbünü ile şık kıyafetleri ile oturduğu kısma geçti. O gün oraya ait değilse de, öyle olduğunu varsayarak.

Hiç de yabancısı olmadığı bu yerde, dününü bilmeyen insanlar, masalara oturmuş hem yemek yiyor, hem de yarışlara para yatırıyorlardı… Bir el ve isimsiz, bildik bir yüz uzandı kendine. Kibar bir tavırla oturttu masaya. Anıların içinden çıkıp gelen, beyaz saçlı adamın kimliğini hatırlamaya zorladı kendini, beceremedi. Sorma cesaretini de bulamadı. Kendisine ısmarlanan yemeğe buruk, imrenmesiz baktı uzun zamanların açlığına rağmen. Eline tutuşturulan, bilinmez kaç lira ile fırladı yerinden, son bir şans yakalamak ve son kez kazanmak için bahis oynamaya koştu.

Yeniden canlanmış ve doğmuştu. Yarışın sonunu bir zamanların vakuru ile bekledi ve kalabalık arasında fark edilmez bir anda, yere yığılıverdi. Elinde bu kez kazanan kuponu ile Martta baharı yaşayan güne, acımasız tükenişe, anılara, kaybedilen tüm oyunlara bir kalp krizi ile veda ederek gitti.

Aytül Kahraman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir