ŞEHİRLER VE İNSANLAR
Küçük şehirlerden ayrılıp, yıllar sonra büyük kente yaşamaya başlamıştı Ayhan ve ailesi. Büyüdükleri, öğrenciliklerini tamamladıkları bu kent, geçim kaygılarının yanı sıra insan ilişkileri yönünden hayli tedirgin etmişti onları.Oysa hiçte yabancısı değillerdi bu temponun. Ancak on yılı aşan süre, bu heyecandan uzak oldukları için bir gariplik çökmüştü karı kocanın üstüne.Küçük şehirde, mütevazı insanları arasında sevgiyi, dostluğu görerek yaşamak daha mutlu ediyordu onları. O sadelik, o saf ve temiz duygular artık yoktu hayatlarında. Çıktıkları alışverişlerde, onları dükkânlarına zorla davet edip çay ikram eden, onlara gurbetçi olduklarını unutturan, yabancılıklarını yok eden insanlar, sıcacık komşular yoktu şimdilerde. Karşı dairede oturan komşularını aylar geçmesine rağmen hala görememiş olmanın ve apartman girişinde selamsız geçen insanların varlığı, canlarını acıtmaya başlamıştı bile. Gerek eşi Nilgün’ün gerekse kendisinin atandıkları iş yerlerinde karşılanış biçimleri çok üzmüştü kendilerini. Sıradan, kıskançlık dedikodu dolu,samimiyetsiz arkadaşlık ilişkileri, bütün morallerini altüst ediyordu. Tayin isteyerek geldikleri bu şehirde, geçmiş günlere özlem duyuyorlardı.
Ne yaparsanız yapın, yaşanan şehirlerin çapı insanların yürek çapını ters etkiliyordu demek ki. Büyük şehirlerde, büyük yürekli insan yaratamıyor, yarattığınızı da yaşatamıyorsunuz galiba. Hep bencilce, hep alıp, vermek üstüne yaşanıyordu ilişkiler buralarda. Karşılıksız sevgiler, dostluk ve arkadaşlıklar haramdı sanki. Mekanikleşmiş, bizi biz yapan örf ve gelenekler unutulmuş; insanlar, söz ve davranışlarını silah gibi kuşanmış, adeta savaş açmışlardı birbirlerine. Dolmuşta,metroda, markette, trafikte, mesaide, bankada, pazarda, apartmanda herkes bir kavga içindeydi. Huzur, güler yüz, hoşgörü yoktu insanlar arasında. Oysa geldikleri yerdeki insanlar kaderlerine razı, yürekleri sevgiye aç, okumuş insanlara hayran sadece günlük olaylarla, sevgilerle ve dostluklarla oyalanıyor, birbirlerinin altına bomba koyma çabası göstermiyorlardı. Belki sosyal hayat yok denecek kadar azdı küçük yerlerde. Tek eğlenceleri televizyonları ve sıkça yapılan arkadaş toplantılarıydı. Ama bir sineme, bir restoran, bir bar, büyük alışveriş merkezi oralarda yaşanan mutlu duyguları veremiyordu. Büyük kentte insanlar, daha kendilerine dönük yaşıyorlardı. Sizi alacakları tükenince kadar tüketip, her yokluklarına Joker diye kullanıp, oyunu kendileri için kazanıyorlardı. Büyüklük; paralı olmak ve fiziksel güzelliklerle tanımlanıyordu. Cep delik, fizik faulse hükmen yeniksinizdir buralarda. Ama evlat hatırı ve onların daha iyi eğitim alması için bütün anne ve babalar gibi kendi mutluluklarını feda edip katlanacak ve geldikleri yerlerde, geçen yılları özleyerek yaşayacaklardı Aydınlar. Bu doğru olan ve olması gerekendi.
Ama onlar asla silah kuşanmayacaklardı insanlara karşı. Büyük kente; küçük yüreklerle değil, kocaman yüreklerle dolaşacaklardı. Unutulmuş insani değerleri çevrelerindekilere sunacaklardı. Ayhan ve Nilgün’ün tek savaşları bu olacaktı. Güzel, doğru ve büyük yürekli bir insan olmayı başaracak büyük kentin çarkları içinde ufalanmayacaklardı.
