47-MUTLULUK ARANMAZ, YARATILIR

MUTLULUK ARANMAZ, YARATILIR

Çocukluk ve genç yaşlarından beri ailesinin, kardeşlerinin sorunları içinde kendini yaşayamadan kırklı yaşlarına ulaşmış bir kadındı Yasemin. Kız kardeşlerinin yaptığı yanlış evliliklerin, anne ve babasında yarattığı üzüntüleri yok etmek hep onun görevi olmuştu. Hem çalışıp ailesine maddi destek verdiği gibi, tüm manevi desteğini onların mutlu olmaları için harcamıştı. Onun duygu ve isteklerine hiç sıra gelmemişti evinin içinde. Hep birileri kapmıştı öncelikleri.

Son birkaç yıldır mutluluğun anlamını, mutluluğun değerini, mutlu olup olmadığını sorup duruyordu kendine. Hem kendini yokluyor, hem insanları gözlüyordu. Anlamını, değerini kavrayıp biliyordu da, mutlu olup olmadığını tam yanıtlayamıyordu. Kolay ulaşılabilecek bir sonuç olmadığını kavrıyordu. Belki de bunun yanıtını bulmuş olanlara imrenip, mutluyum diyenleri kıskanıyordu. Böylesi sorular sorabildiğine göre kendi kendine, iyice yaşlandığını ve zaman endişesi taşımaya başladığını fark ediyordu. Bundan on, on beş yıl önce hiç sormadığı,  aklına bile gelmeyen meraklar, hırslar belki de hınçları yaşıyordu. Bakıyordu hayatının her dönemine, mutlu olmasını gerektiren birçok değere ve sebebe rastlıyordu. Bakıyordu bu güne; yapamadıklarını, ulaşamadıklarını ve yaşayamadıklarını hissediyor ve eziliyordu. Tadamadığı duyguları,  ters yüz edilen umutları, kırılan ümitleri,  olumsuzluğunu arttırıyor ve onu kıvrandırıyordu. Yapabileceği zamanlarda, yapamadığı isteklerini çok daha fazla tutkulu hissediyordu şimdi. Kendinden çok başkalarının mutluluğu için yaşadığını fark ediyor, kaybedilen zamanlara acıyordu.

Başkalarını mutlu ederken, kendini mutsuzluğun koynuna nasıl habersizce bıraktığını anlayamıyordu. Onları mutlu,  kendini mutsuz etme huzuru ve huzurluğu ile içinden çıkılmaz bir ikilemi yaşıyordu. Bir  “ne iyi ettim”. Bir “keşke etmeseydim”. Düşüncüleri dövüşüyordu beyninde. Bilemiyordu. Her şey için öylesi geç, bir yerde ve yaştaydı ki. Hiç biri, artık bu konumunda ve yaşında yapılamazdı ne yazık. Evlenmek, çocuk sahibi olmak, sevdiği ile el ele sokaklarda âşık dolaşmak için çok çok geçti. Ailesinin sorunlarına, sorun katmamak için kendi isteklerini ertelemenin hüznündeydi şimdilerde.Mutluluk soyut bir kavramdı. Herkesin bir mutluluk tanımı ve beklentisi vardı. Ona bakanlar mutsuzluk için bir sebep bulamıyorlardı. Mutlulara bakıyordu. Gördükleri onun tarifine hiç uymuyordu. Belki de o;  hayatı çok ciddiye, yaşamayı sorumluluklarının birinci sırasına alıyordu. Beklemiyorum derken bir şeyler mi bekliyordu? Değişen ölçülerinin, onarılmaz kırıklık ve hüsranlarının izlerini mi silemiyordu? Mutlu olması için imkânlarının birçoğuna sahip olamayanları bile, yüreğiyle düşünüyor, şükrederek mutsuzluğu yaşıyordu. Artık mutlu değildi, mutluluğu arıyordu. Gelmeyeceğini anlasa da, hep gelecek diye bekliyordu.

“ Mutluluk yaratılır ve yaşanır” diyor, yaratana da, yaşayıp yaşatana da saygı duyup, özeniyordu. En ufak duygularla mutlu olabildiği günlerini özlüyordu. Mutluluk düşlerinde, mutsuz bir aktrisi oynayıp, hep aynı repliği haykırıyordu izleyenlere“Başkalarının mutluluğu için kendini mutsuz etme, önce mutlu ol sonra mutlu et.

Aytül Kahraman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir