49-BİP BİP

BİP BİP

Belma ile Nihat, onları tanıyanlarca, örnek gösterilen niteliklere, imrenilecek imkânlara sahip iki kişiydiler bir evin içinde, bir evliliği yürüten.Her ikisi de, orta tabakanın üzerinde mesleklerin üyesi, iyi bir gelirin sahibiydiler. Birbirlerini, kişilik özellikleri ile tamamladıklarını, görenlerin hepsi kabul ediyordu. Beyefendi ve hanımefendi olduklarını tanıyıp sevenler değil, yabancılar bile söylüyordu.İkisi de güler yüzlü, hoşgörülü ve iyilikseverdi. İyimserlik genel tavırları, maddi hırslardan uzak sade hayatları, dostları ile yetindikleri mutlulukları, yaşam felsefeleri, aileleri yaşama sebepleriydi. Onları, birbirlerine denk görenlerce, yıllar öncesinde kurulmuş bir yuvayı biri gaz, biri fren görevi yaparak yürütüyordu. Bir yerlere çarptırmadan, bir yaşamı noktalamayı hedefliyorlardı.

Aksini yaşamak; ne bulundukları konumun, ne sevdiklerinin, ne de kendilerinin kabul edecekleri bir gerçekti. Öylesi iyiydiler ki ikisi de, birbirlerini ve başkalarını üzmeyi akıllarından bile geçiremezlerdi. Biliyor ve yıllardır benimsedikleri bu gerçekle yaşamayı kabul ediyorlardı. Onlar akla kara, gece ile gündüz, sıcakla soğuk kadar birbirlerinden ayrı ve uzaktılar.Ortak zevkleri, merakları hiç denecek kadar azdı. Çevrelerinde kimselerin olmadığı zamanlarda konuştukları bir iki kelimeyi geçmezdi. Dünyaya da olaylara da çok farklı nokta ve pencerelerden başlar ve bakarlardı. Beraberliklerinin elektrosu çekilebilse çıkaracağı sesin hep “BİP BİP”… Olacağı ve onların başka hiçbir sesi çıkaramayacakları açıktı.Aslında, aynı evin içinde yeni tanışmış insanların yabancılığında olduklarını; iletişimsiz, rutin bir birlikteliği yaşadıklarını biliyorlardı. Çoğu evliliklerin, yazılış biçimi onlar içinde geçerli olmuştu. Tahterevallinin bir yanına acele, neşe, duygusallık, diğer yanına ağırlık, sakinlik, daha az duygusallık kurulup oturmuştu. Nihat, cinler kadar pratik zekâlı, atak. Belma ise karar vermede çok ağır ve fesatlık, kötülük, cin fikirlikten uzaktı. Bir terazinin kefeleri gibi birbirini dengeliyordu tüm huyları.

Aksi olup, birbirinin aynısını taşıyabilselerdi karakter olarak, belki de hiç olmayacak; çok baştan duvara çarpacaklardı… İkisi de karşıt cinslerinin, aradığı dilediği güzelliklere sahipti aslında. Ama ikisi birbirlerinde bulduklarını aramamışlardı. Rollerini çok iyi yapan, ezberleri tam iki oyuncuydu onlar. Biri bulduklarıyla yetinen, ödül beklemesiz bir görevi yürüten; diğeri bulamadıklarına hasret, daha büyük ödülleri özleyen…İyi düşünmenin,  iyi dilemenin ve kısacası iyi insan olmanın iyi eş olmaya yetmeyeceği; tok mide, fakat aç ruh ve yüreğin mutlulukları yaşatamadığını, tutkulu bir aşkı yaşayamamanın acısını, onlardan başka kimse bilemezdi. Keşke onlarda bilmeseydi. Gelip geçen ve kaybolan yıllara, umutlara yok olan ümitlere, böylesi çabuk yanıp ulaşmasalardı.

Sevgilerine “BİP BİP” ten başka seslerde katabilselerdi. Yaşamlarını çılgın bir senfoniye dönüştürebilselerdi…

Aytül Kahraman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir