50-PAPATYA

PAPATYA

Ortadaki sarı bölümü, ince beyaz yapraklarıyla çevrelenmiş, zarif çiçekleri ile kırların en güzel süsüdür papatyalar. Bahar geldiğinde her yeri bembeyaz bir örtü gibi sarıverir. Sarı ve beyaz sadece onda bu kadar güzel durur. İncecik bir bedeni, yaprakları vardır. Kokusunu ise pek algılayamazsınız.Neval hanım, bu çiçeğin saflığın, temizliğin temsilcisi olduğuna inanıyordu. Sarıçiçeklerine rastlansa da, beyazın hali bir başkadır diyordu.

Papatyanın beyazı başa takılmış duvağı, genç kızlara giydirilmiş gelinlikleri anımsatıyordu ona. Hep duygulanıyordu. Papatyaları da, gelinleri de her görüşünde burnunun sızladığını hissederek ağlıyordu. Papatyalara sadece bir baharlık ömürleri, gelinlere ise baharlara hasret yaşamları için ağlıyordu. Güzel bir kadındı aslında ama hiç giyememişti,  kadınların düşü olan gelinliği.Nişanlısı, Kıbrıs çıkartmasında şehit düştüğünden beri, hayatta kırık, küskün ve yalnız yaşamayı seçmişti. Düğün gününe gelemeyen aşkına ve hazırlanıp giymesi kısmet olmamış gelinliğine bakarken, düşlere dalıyordu. Neval hanıma göre, gelinliğini giymiş her genç kız papatyalar gibiydi.Bu çiçek gibi zarif ve inceydi her gelin. Diğer günlerinin aksine, sadece gelinliğin içinde daha güzel görünüyordu bayanlar. Saflık, temizlik, güzellik, o beyazla sarıveriyordu tüm kişilikleri,  fiziksel değerleri. Yaradan, dünyanın tüm güzelliklerini sadece o gün için sanki kadınlara armağan ediveriyordu.

Kırlarda veya bir duvarın dibinde küme küme yeşerirdi papatyalar. Kimi zaman, hoyrat bir elle koparılır yerinden, kimi zaman hoyrat bir bedenin ayağında ezilirdi. Neval hanım papatyaların kaderi, sanki gelinlerin kaderine benzer diye düşünüyordu. Ya bir papatya, hoyratça koparılıp alınıyordu baba evinden. Ya da duygusuz bir yürek tarafından eziliyordu yıllar yılı. Bazen de acımasız kader, bazı kadınların sevdiğine kavuşup gelinlik giymesine engel olabiliyordu. Geçmişi arayarak, yanarak tüketiyordu ömrünü, kimi kadınlar.Hayat var olduğu sürece papatyalarda, gelinlerde hep olacak elbette. Oysa o, ömrü boyunca onları her görüşünde burkulup ürperecekti. Baharla girecekti yine kırlara, okşayıp sevecekti papatyaları ve tam ortalarında kümelenmiş tüpsü sarıçiçeklerini. Konuşacaktı onlarla, oyalanmaya çalışacaktı, hep yaşayamadıkları üstüne… Yine çağrılara uyup gidecekti düğünlere ve nikâhlara. Mutluluklar, sonsuz saadetler dileyecekti. Evliliklerin aşkları bitirdiğini bilerek. Mutluluğu başarmaları için dualar edecekti.

Papatyalar ve gelinler bir mevsimlik güzelliklerde değil bir ömürlük mutluluklarda buluşabilselerdi, sadece düğün resimlerinde gülümseyen yüzler olarak kalıp,  ağlatmasalardı keşke.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir