MARTI
İçinde çocuğu düşleri barındıran bir martı yaşardı eskilerde. Denizler kadar büyük yüreğiyle balıkçı motorlarını takip eder sevgi peşinde dolanırdı hep. Özgürdü, sıra dışıydı. Sevgi doluydu.Kendinden başka hep başkalarına yağar başkalarına akardı.Yılları engin denizlerde dolanmakla geçti. Balık atacak balıkçıları beklemeden martılık yaptı. İlerleyen zaman onu verdikleriyle, sunduklarıyla, harcadıklarıyla güçten düşürmüştü. Kendini beslemenin zamanı geldiğine inanmıştı hep. Etrafındaki martı sürülerinin içinde yalnızlığını daha çok duyumsamaya başlamıştı. Bir gün yorgun hayatı kabullenmiş uçarken bir tekneye takıldı gözü. Yapayalnız biri teknede geçmişe bakıp ağlıyordu.Kondu teknenin kenarına yüreğini verdi ona. Beraberce gezindiler denizlerde.
Daha sonra iskelelerin birinde o bildik sandala biri daha bindi 2 kişi seyahate başladılar hayat içinde. Bir de peşlerinde martı. Sevindi martı bu yeni yolcunun gelişine beraberce uçarız mutlu yaşarız dedi ama yanıldı. Bir gün sandala sonradan binen, martının varlığını kendisine sıkıntı saydığından olacak küreklerden birini vuruverdi apansız martının sırtına… Şaşkındı martı acımıştı canı çok hem de. Yaralar kırıklar kanlar içindeydi bedeni.Oysa hiçbir zararı yoktu ki onlara.Sadece sevgiyle beslenmekteydi.Yaralı haliyle ayrıldı sandalın peşinden.İyileşmesi çok zaman aldı hem de çok.Kimseden yardım almadan kimseye anlatmadan kendi yaralarını kendi sardı.Kabuk bağlayan yaralarını kendi kaşıdı.Yıllar yılı yapayalnız dolaştı gök yüzünde. Aşağıda gezinen sandalları seyretti hep kalabalık insanlarla gezinen , ağlarına balık dolup taşan ve peşine onlarca martıyı takıp götürenlerine özendi.Ama yanaşmadı hiç birinin yanına.Açtı oysa.Ruhu karnı duyguları açtı.Ama guruluydu aldığı derin yaranın etkisindeydi. İçinde kanayan bir yara vardı hep. Yalnız uçuşlar yaşadı zaman zaman. Çok uzaklara derin kapkara denizlere kuyulara kayalara saklandı…
Derin denizlere kanat açmadı. Kimsesiz ıssız sahillerde gezindi bulduğuyla yetindi. Bulamadığına özenmedi. Sandallara hiç yanaşmadı atılan balıklara diğer martıların ortağı olmadı. Onun kaderi hep kendini saklamakta hep acılar yaşamakta hep hayat anlamakla geçmişti… Kendine kurduğu yuvasından ara sıra başını dışarı çıkarıp deniz üstünde gezindiği bir gün yine insan eli değmiş sahillere uçası geldi. Sıkılmıştı martı gibi yaşayamamaktan uzun mutlu coşkulu kanat çırpamamaktan. Özgürce kanatlarını çırpmaya başladı rüzgâra direnen yaşlı bedeni onu yeni derinliklere bembeyaz köpüklü dalgalara baharlara yazlara uçurmaya yetmişti… Eski martı sevincinde inanç ve güvenindeydi gene… Yaşamın tadını duyumsamıştı galiba… Kalan zamanını işte bu mutlu uçuşla tamamlayacağına inanmıştı… Sevgi doluydu içi. Mutluydu neşeliydi yeniden.paylaşmak yaşamak yaşatmak tutkusu olmuştu gene. Zamandan çalmak yaşanamamış ne varsa yaşamak içini sarıp sarmalamıştı. Yaşına inat gençti çok genç.Fakat dikkatsizdi, saftı,unutkandı hatta. Acımasız hayata karşı ve hayatın getireceklerine duyarsızdı… Bu gamsızlık içinde ayak bastığı sahilde yaramaz bir çocuğun çıkan taşla kanadının kırıldığını hissettiği an dayanamayacağı bir acının içinde kendinden geçti.Bir daha kendini uçuramayacak kanadıyla son kez çırpındı insanlara duyduğu sonsuz güven ve sevgisiyle yüreğiyle son kez baktı gökyüzündeki güneşe bulutlara…Derin ama bir nefes alıp verdi.Yaşanmış her şey gözlerin önünden geçti. Kendisine taş atan çocuğun dilinden dökülen pişmanlık dolu sözü duydu o an. “Ay martıymış ya yazık oldu” dedi çocuk.Gülümsedi martı ve bir daha açmamak üzere gözlerini kapadı…
Aytül Kahraman
