55-KAÇAK

KAÇAK

Saatlerin gece yarısını geçtiği, takvimlerin bir yaprağını daha düşürdüğü, bugünün dün, yarının bugün olduğu bir saatte bindiği trenin içindeki karanlıkta, cama vuran aksini yalnızlığına ve sessizliğine yoldaş tutmuştu Soner.

Cama yansıyan kendi siluetine bakıp anlatıyor;  kendiyle çekişip, hesaplaşıp duruyordu. Uçsuz bucaksız boşlukta ve gecenin içinde uzun aralıklarla görünüp kaybolan ışıklar, yaşamındaki bir parlayıp bir yok olan sevgileri ve mutlulukları çağrıştırıyordu.Vagonların soluk ışıkları, gecenin içinde;  rayların üzerinde, bir ışık zinciri gibi süzülüp ilerliyordu. İçeride, yoğun bir sessizlikte uykuya dalmış yolcuların nefes alışları ve hafiften horlama sesleri duyuluyordu.Tüm bu mizansenleri, nadir zamanlarda “wc” ye gidenlerin açıp, kapattığı kapının sesi bozuyordu. Herkes koltuklarında en rahat pozisyonları bulma gayreti ile ilginç oturuş ve uyuyuş durumlarına geçerek, yolun geride kalan sıkıcı zamanlarını uykuda geçirme gayretini yaşıyordu.

Soner gibi, uyumayı beceremeyenler ise gözlerini boşluğa dikerek kim bilir neler düşünüp, düşlüyorlardı? Belki de onun gibi, onlar da bir yerlerden veya birilerinden kaçıyorlardı. Nedense her kaçan, kaçak Dr.Kimble gibi treni tercih ediyordu. Her ne kadar arkalarında komiserin izi ve ayak sesleri olmasa da kendilerini kovalayanın, kendileri olduğunu biliyorlardı. Aynı onun gibi. Soner, o gece saatlerce kendini aradı durdu. Kristal bir vazo gibi yere düşen yarınlarını, bir araya toplayıp yapıştırmaya çalıştı. Bir yerde kalan, hatıralarını toplayıp yeniden yaşadı bir bir. Kimi yaşarttı gözlerini, kimi bıyık altı gülümsetti.“Gülsüm, hep sana değiniyorum her duygu ve kelimemde. Hep seni,  seninle olmayı düşlüyorum… Ama her geçen gün daha az yaşıyorsun içimde. Yüzün, ellerin, gözlerin, beynimde belleğimde ve yüreğimde daha az yer alıyor. Seni yitiriyorum biliyorsun” dedi. Sessizce kendi kendine.

Camdan bakan yüzüne bir kez daha baktı umutsuzca. Geldiğin ilk gün gibi,  gelmelisin dedi içinden haykırarak. Kendisini çok yoran ve üzen bir sevgiliden kaçıyordu. “Yeniden gelişinde, gidişin, gibi beklenmedik ve hem ani, hem güzel olmalı” dedi yalvarırcasına. Belki bu ayrılış, belki araya giren kilometreler yeniden canlandırabilirdi, eski duyguları. Yarıyıl tatili belki özletirdi yine aşkı. Üniversite günlerini yeniden mutlu yaşatırdı. Bir vedasız başladığı bu ayrılışın yeni başlangıç olmasını istiyordu. Bitişi kabullenmek öyle zordu ki.

Soner, kendine söyledi. Kendi, kendini dinledi. Ve bitişi hazırlayan nedenleri yine arayıp kendince bulamadı. Yorulup umut dilemekten kendini, cama vuran aksinde yalnızlığa terk edip;  düşünmesiz derin bir uykuya ve kulağına taktığı walkmanden yayılan müziğin akışına dalıp,  sevgi ve umutlarını, kırgınlıklarını unutmayı özledi.

Aytül Kahraman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir