İÇİMİZDEN BİRİ
“Öfkesini topluma değil kendine yönlendiren, kişiliğinde öz güveni yitiren dahası kendine küsen insanlarda intihar eylemi, görülür. Çıkış noktası bulamayan, kendini üzenleri yok edemediği için; kendini yok etmenin kurtuluş olduğuna inanan insanlar, en kısa ve basit olarak bu yolu seçerler. Ve bir çok insan yaşamının bir aşamasında da olsa bu isteği duyar, kimisi düşünür, kimileri düşünceden uygulamaya dönüştürür.”
Tüm benliğini bu istekle biçimlendirmiş olduğu bir zamanda TV kanallarının birinde konunun uzmanı olduğu bilinen birilerinin, bir araya gelerek yaptıkları bu konuşma onun ilgisini alabildiğine çekmişti. Hiç yabancısı olmadığı bu konuyu bir kez daha bildiklerine, dahası isteklerine yeni bir şeyler katmadan dinliyordu.Daha küçücük bir çocukken gecenin bir yarısında, annesinin çığlıklarıyla uykusundan uyanıp, evlerinin koridorundan gelen sese doğru koşan ve kalorifer borusuna doladığı ipin ucunda sallanan babasının cansız vücudunu görmüş bir insandı.Yıkılan dünyasını ve babasının böyle bir sonu hazırlayış, gerçekleştiriş nedenlerini hiç anlamadan ve unutmadan yaşamıştı… Dünyayı tanımadan yaşadığı bu olay üzerinden çok uzun yıllar geçse, o yaşlara ait birçok anı unutulsa da; hiç etkisini yitirmeden onunlaydı. Küçücük belleğinde, öylesi bir iz olarak yer etmişti ki gözlerini her kapatışında o anıdaydı. Nedenler ve niçinler hiçbir zaman yanıtını bulamamış, kendini böylesi severken, babasının hangi savaştan yenik çıkarak intiharı seçtiğini anlayamamıştı. Ve onu bağışlamamıştı. Ama şimdilerde ona hak veriyor, hiç değilse anlamaya gayret ediyordu.
Annesinin de, onun da yılları bu olay sonrası alabildiğine kırık, alabildiğine sıkıntılı geçmişti. Babasından sonra, kendilerine bağlanan maaş maddi sıkıntılarını en aza indirse de, manevi dünyalarında ve toplumsal hayat içinde hep buruk ve eziktiler. Her bakanın bu gerçeği bildiği, kimi zaman kınayarak, kimi zaman acıyarak yaklaştığını geçen zamanlar içinde gözlüyordu. Dünlerini bilen insanlardan uzaklaşarak, başka semtlere taşınmayı kurtuluş olarak seçiyorlardı sık sık.Ancak bu kurtuluş sadece görünüşte kalıyor, kendi yüreklerinde bu gerçeği unutmayı beceremiyorlardı. Öğrencilik yılları hep bu anının benliğinde yarattığı hüzünlerle, içe kapanık, toplumdan kaçan silik bir kişilikle geçmişti. Otuzlu yaşlarının ortalarında, kocasız kalan annesinin, ona yaşamı sevdirme konusunda çabaları da onu bu gerçekten uzaklaştıramamıştı… Evlenmek, çocuk sahibi olmak hiçbir zaman düşlerini süslememiş; insanlara, yaşama severek bakamamıştı.
Güçlü ve inançlı bir insan olarak bildiği babasını bile tüketen bu hayat içinde kendisinin de ayakta kalmasının imkânsızlığı; insanların değil, insanlığın gün gün sona erdiği, yozlaştığı bir gerçekti. Hiçbir yaşının hakkını verememiş; hiç çocuk, hiç genç olup şımarıp, sevinçler duyamamıştı. Mutsuzdu alabildiğine, olabildiğine. Yarınları yoktu. Düşleri, sevileri, beklenti ve özlemleri de. İçin için kalıtsal bir gerçeği dileyip planlıyordu.Yakınlığına inandığı dost bir yüreğin, kendine ihtiyaç duyan bir canın olmayışı, onu iyice çıkmazlara sürüklüyordu. Sevmenin sevilmenin güzelliğine yabancı kılıyordu. Tüm bu anılar, düşünüler içinde kara bir kutudan çıkarak onu yine karabasanlar içine sürükleyen konuşmaları daha fazla dinlememek için yerinden kalkarak televizyonu kapattı. Evinin içine derin bir sessizlik ve loş bir abajur ışığı yayıldı. Pencereye yakın bir yere koyduğu koltuğuna oturup bir sigara yaktı. Sanki birkaç dakikada, bir ömürlük yorulmuştu. Babalı, mutlu, neşeli evleri düşleyip özlüyordu. Kalabalık aileleri, mutlulukları yaşayan, babaları tarafından şımartılan çocukları büyümüş yaşına rağmen delice kıskanıyordu…
Bu kırık umutsuz hisler içinde oturduğu koltuğunda nasıl bir son çizmesi gerektiğinin kararını almaya hazırlanırken, gözü sokak lambasının ışığında minicik bir karanlığa ilişti. Merakla ve daha dikkatlice baktığında, onun, yeni doğmuş bir kedi yavrusu olduğunu ve gecenin içinde ayakları üzerinde bile durmaktan aciz yalpaladığını sezdi. İlgisiz kalmayı beceremedi.Belki de hızlı geçen bir arabanın tekerleklerinde ezilebileceğini düşündü, içi burkuldu. Bir solukta indi sokağa, avuçlarının arasına aldı onu. Çığlık benzeri sesi içini acıttı. O an, o gece için yeni ve beklemesiz bir umuda yapıştı. Babasının yaptığını, yapma istediğini erteledi.
Aytül Kahraman
