64-GOL

64-GOL

Gece yarısını çoktan aşmıştı saatler. Pırıl pırıl Ankara ışıkları, yatağa gitmeye hazırlanan insanlar çoğaldıkça azalıp yok oluyordu yavaşça. Etlik sırtlarından yine de bir yıldız kümesi gibi parlıyordu gökyüzü. Sanki Samanyolu’nun tam ortasında bir noktadaydı. Binanın  yüksek penceresini açsa yıldızların hepsini avucuna alabilecekmiş gibiydi.

Burası Gülhane Askeri Hastanesinin kalp yoğun bakım ünitesinde bir odaydı. Adının tersine gülmüyordu buradaki insanlar. Ve gül de derlemiyorlardı bahçelerden. O zaman niye bu isim konmuştu düşünmeden. Makinelere bağlı bir adam yatıyordu soluk yüzüyle düşündüklerini bile hissedemeden. Makinenin ilk zamanlar gibi insanı çıldırtan “bip bipleri” de duyulmuyordu artık. Çünkü artık alışılmış bir sesiydi odada yaşanan zamanların. Vücudunun birçok yerine bağlanan kablolara rağmen derin bir uykuyu yaşıyordu adam . Beyaz ve birkaç telden oluşan saçları karma karışık yayılmıştı yastığa. Nefes alışı çok yakından bile duyulmuyor, anlaşılamıyordu. Verilen ilaçların etkisi ile kapatmıştı kendini çevresine.

Saatlerdir pencereden karanlığı seyrediyor ve sıkça  babasına dönüp bakıyor, dayanması için yakarıyordu. Dayanmalı ve bizler için yaşamalısın diyordu. “Yaşasın,Allahım ne olur, onsuzluğu yaşatma bana diye dua ediyordu.  Rabbim ona çok ihtiyacım var, ona ölüm hiç yakışmıyor, bırak yakasını ne olur, bırak onu”diye mırıldanıp duruyordu. Nöbetçi hemşirenin odaya girmesi ile kadın  çıktı dua nöbetinden. Duyar duymaz şekilde bir  fısıltı ile konuştu ayak üstü hemşireyle. Gözleriyle  anlaştı. “Daha saatlerce gelmez kendine, sıkılma bizim odaya gel çay vereyim çay iç dedi.”Hemşire.Öylesi nazik bir çağrıydı ki; çaysızlığını gidermenin özlemi ile sadece bir iki dakikalığına da olsa takılıp gitti peşinden. Bir iki hemşire arkadaş daha vardı orada. Sohbet konusu hastalar üzerinde dönüyordu.Çayı alelacele içmeye çabalarken “Bugün iki gol attık” dedi hemşirelerden  birisi. Öbürü o kadar rahat güldü ki bu söze.Refakatçi kadınsa  gerçek bir maç yaptıklarını sanıp safça sorular sorunca bu konuya ait, aldığı cevapla Antarktika’ya milyonlarca kere gidip gelmiş Aysberglerin altında kalmış gibi dondu. Gol ha ölene orada  verilen unvan buydu ha. Ve  kendileri de bu şakaları  görevlilere yaptırmak ve  gol attırmak için oradaydılar ha! Nasıl bu kadar rahat ve duygusuz olabiliyorlardı, çok alışmış da olsalar.Yoksa dayanmanın tek çaresi miydi bu? Yaşamı, ölümü ve öleni böylesi şakalar ve sıfatlarla anmak acıyı azaltmak mıydı?

Bu düşüncelerin akın ettiği  aklını toparlamaya çalışarak aniden yerinden kalktı kadın.Odaya koştu  babasına  baktı uzun uzun. Dokundu ellerine. Uyanmasından korkarak hafifçe. “Dayan ve çık bu kara perdelerin ardından. Gol atmasınlar bize” diye haykırdı sessizce.Ne o gece ne de sonrasındaki bir kaç yılı kalerinde gol görmeden ve gol attırmadan geçirdiler baba kız. Ama sonra geldi birbiri ardına goller. Namaglup unvanını kaybetti kadın.

Aytül Kahraman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir