İKİ EV, BİR BABA
Haftanın birkaç gecesini iş gezisine çıktığı için evinden uzakta geçiren bir babayla, alışılmış ev kadını ve anne niteliklerine sahip insanların kızıydı Ferah. Çocukluk günlerinin sona erip, genç kızlığa girdiği günlerin birinde, yıllardır inandığı, inandırıldığı bir gerçeğin doğru olmadığını öğrenmişti. Babası söylendiği gibi yıllardır iş gezisinde değildi. Aynı şehrin bir başka semtinde, bir başka kadınla evlilik dışı evliliği yaşıyordu. Dünyasının yıkılışı, duygularının darmadağınık yaşamına dağılışı ve taparcasına sevdiği babasına duyduğu kin, nefret, kıskançlık ve aldatılmanın kabul edilmez acısı hiç çıkmadı bellek ve yüreğinden o günden sonra…
Bilinmezlerden doğan mutlu günleri, neşesi ve umutları gölgelenmiş, isyan dolu güvensizlikleri yaşamaya başlamıştı. Annesinin böyle bir gerçeği bilerek suskun, alışmış tavır ve sabrı onu daha da çileden çıkarıyordu. Paylaşmayı, dahası kendisine yazılmış bu rolü nasıl oynayabildiğini anlayamıyordu. Bilindiğini bildiği için, babası da artık ona eski günlerdeki kadar yanaşamıyordu Sıcacık sevip, okşamıyordu onu. Kırık olduğunu, kırgın olduğunu biliyordu elbet. Birçok kez onunla konuşmayı denemişti adam. Ama Ferah yanaşmadı bu isteğe, açıklama istemiyordu. Bir daha ona baba bile demeyecekti. Artık babası değil, sadece adamdı o… Gelmediği günlerde gecelerde buram buram özlediği ve kazasız geri gelsin diye küçük ellerini açarak, dualar ettiği babası onlarla yetinmemiş ve bir başka kadın ve evi, çocukları yaşamlarına ortak etmişti. Onu da, bunu yıllar yılı kendisinden saklayarak aldatan annesini ve babasız özlem dolu günler geçirten, sonunda tamamen ondan çalan kadını da hiç affetmeyecekti. Bir kadının, başka bir kadına nasıl bu kötülükleri yapardı anlayamıyordu. Bir gün hepsinden intikamını alacaktı…
Eşsiz güzellik ve rahatlıktaki evleri, kendisine alınan en şık giysi ve eşyaları anlamını yitirmişti. Babasının kendilerine sunduğu rahat ve konforlu yaşama şartları, kabul edemediği bir gerçekle lekelenmişti. Bir kadın olarak annesinin sadece ekonomik bağımlılık mecburiyeti ile bir yüreği ve erkeğini paylaşma kişiliksizliğini hiç anlamadı ve bağışlamadı. Suçlular listesinde babasının tartışılmaz birinciliğinin yanına, metres sıfatı ile bir yaşamı sürdürme onursuzluğunu taşıyan kadını da eklemeyi unutmadı. Mutlu çocukluk günlerinin ardına, mutsuz delikanlılık yaşamını da ekleyerek yaşadı. Babasının, olmadığı o malum günleri sevgisiz ve suskun yaşamayı sürdürdü.Güzelliğine daha da çok güvenmeye, kadınlığını daha çok öne çıkarmaya başladığında ise babasının kendisine olan sevgisine güvenip onu yıkmak ve intikamını almak için ilk aşkını özellikle evli bir erkekle yaşamaya özen gösterdi. Ondan, yaşamak ve kabul etmek zorunda bırakıldıkları gerçeklerden kendisi ve annesi adına böylesi bir öç almayı doğru buluyordu. Onun dışında hiçbir yanlışın önemi, kendi hissettiklerini başkalarının hissetmesinin anlamı yoktu.
Metres tutmuş bir babaya en büyük ceza metres tutulmuş bir kız olacaktı. Oldu da. Babasının bunu öğrendiği an kendisinin, dünyanın en mutlu insanı olacağını sandı ama yanılmıştı. Hiç mutlu olmadı, olamadı… Yaşanmışları ve yaşanacakları değiştirme şansının olmadığını, kırık duygularının bir daha onarılamayacağını artık biliyordu. İkinci olmak değil, birinci ve tek olmanın farklı bir mutluluk olduğunu. Annesinin kendi tercihini kullanış biçiminin kendi doğrularına uymadığına inandı. İntikam duygusundan arınıp sakinleşti.
Kendini hüsranlarına gömüp, evli erkeklerden uzak tuttu ve bir gün yaşayacağı mutlulukları bekledi.
Aytül Kahraman
