SİZ HA? SEN HA?
“Niçin coşku ve heyecanla dolmuyor içim daha bir yıl öncesi gibi? Önlenemez bir istek sarmıyor, etkisine almıyor beni. Sizi görmem için ayaklarım neden tersine gidiyor, gitmesi gereken yönün aksine? Niçin her kilometre, milyonlarla çarpılıp büyüyor ve korkutuyor beni?Düşünmediğim gerçekler, bir biri ardına nasıl hızla yığılıyor üstüme? Bir zamanların dostları, sevdikleri nasıl en yabancısı olabiliyor insanın? Niçin her geçen zaman daha da çirkinleşiyor insanlar da, onlarla yaşananlar da, şehirler de?
Neden gelen olmamı sağlamadınız? Niçin olduğunuz ve bıraktığım gibi kalamadınız? Niçin değiştiniz bu kadar kısa zamanda? “GÖZDEN IRAK OLAN, GÖNÜLDEN DE IRAK” olur sözünü size mi söylemişler acaba? Sahte dostlukları nasıl yaşadınız? Nasıl sevgi oyunları oynadınız böylesi acımasız? Anlayamıyorum. Ellerden can olabilir inancımı böylesi çabuk, böylesi can yakarak nasıl olmaza çevirdiniz? Niçin aramıza giren kilometre taşlarının altında ezilip yabancılaştınız? O tanıdık, bildik, tatlı sohbetleri bile yok ettiniz neden?
Neden konuşamıyoruz eskiden saatlerce yaptığımız gibi? Yine gözlerinizdeki yabancı bakışlar, dudaklarınızdaki sahte gülücüklerle sarmalayacaksınız beni. Görüşemediğimiz uzun zamanlar sonrası rastlaşırsak eğer. Üşüyeceğim, mevsimsizde olsa. Kahrolacağım anılara kıyamadan. Üzüleceğim.Bitişinizin, yok oluşunuzun ve hayatımdan kayboluşunuzun borusunu üfleyeceğim, o çok inanıp güvendiğim yüreğinize doğru. Duyumsamayacaksınız bile. Sizleri nasıl yanlış tanıdığımı, sevdiğimi, güvendiğimi sorgulayacağım gözlerinize her bakışımda. Farkına bile varmayacaksınız. Belki de uğrunuza kaybettiğim, feda ettiğim nice değerin, zamanın peşine düşeceğim vefasızlığınızdan güç alıp. Buruk bir gülümseme ve sitemden uzak duruşum ile bakacağım yüzünüze.
Anlamayacaksınız. Gelmediğimi anlamadığınız gibi, bu sessiz gidişimi ve hayatınızdan kaçışımı da algılayamayacaksınız. Biliyorum. Kazık atma rekorlarını kırdığınızı bile, bilmediğinizden kutlayamayacaksınız. Ama ben tek tek kutlayacağım. Hepinizi ve her seferinde birinizi daha gömeceğim hatıralar mezarlığına. Sizi, size layık nice insanın içinde bırakıp sessizce döneceğim yeni yerlere, yollara, şehirlere. Gelsem de görmeyeceğim sizi, görsem de sevmeyeceğim. Yaptıklarınızın karşılığı armağanım, bir kutu kına olacak”…
Dr. Nihat, aylardır ruhsal tedavi için bölümünde yatan Savaş! ı konuşturma güçlüğü çektiği ve tüm terapi çabalarının yanıtsız kaldığını anladığı için, bir de sıkıntı ve duygularını yazarak anlatabilmesi için yalvara yakara ikna edip ondan duygularını kaleme alan bir mektup yazmasını istemişti. Hiç umudu olmasa da bu şansı da denemek istemişti.Bir iki gün sonra hastasının kendisine utanarak uzattığı yukarıdaki satırların yazılı olduğu mektubu alınca sevinmiş ve sayfaları defalarca okumuştu. Masasında gözleri çaresizlik dolu pencereden uzaklara dalmıştı.
Düşünmüş anlamış ve algılamıştı Hayata, insanlara, yakınlarına, çevresine kırgın ve onlarla tüm iletişim yollarını kapatan Savaş’ın hastalığının sebebini çözmüştü. Savaş tayin olarak ayrıldığı şehirdeki kardeş kadar sevdiği, dost olarak sarmaladığı insanların ayrılık sonrası değişimlerini kısa zamanda fark etmişti. Yeni hayatına da alışamayınca, umutlarını yitirerek depresyona girmiş yaşama sevincini, inancını yitirmişti. Yalnızlık duygusuna kapılarak, kendini ihanete uğramış insanların duyguları ile kendi içine hapsetmişti.Hastası üzerindeki tedirginliği, bilinmezliği çözüme ulaştıran Dr. Nihat’ın şimdi önünde, o genci sağlığına kavuşturmak için çok daha zor günleri vardı. Aslında çok kısa bir sözcükle anlatabilirdi ona gerçekleri;
“HAYAT BU, İNSANLAR BÖYLE,BUNLARI SADECE SEN YAŞAMADIN,
HEPİMİZ YAŞADIK BU YIKILIŞLARI”.
Dese bitebilirdi tüm anlatıları. Ancak Savaş gibi gencecik bir yüreğe nasıl kabul ettirmeliydi bu gerçeği?
Birkaç dakika önce ki rahatlığını, Savaş’ın duygularına ulaşmanın mutluluğunu bırakarak masasında, binlerce düşünce yüklenerek yüreğine, hastalarını görmek için yürüdü bölümünün koridorunda. Omuzlarında, hayatın geçeklerini, insanların gerçek yüzlerini anlatmanın, anlatabilmenin yükü ile girdi 307 numaralı odaya…
Aytül Kahraman
