80-MEKTUP CİHAN

MEKTUP CİHAN

Bir mesai gününü daha bitirip evine döndüğü akşam, her zamanki alışkanlığı ile baktığı posta kutusunda buldu, ondan gelen mektubu. Merdivenleri daha hızlı çıkarak ulaştığı kapının hemen arkasında çantasını, ceketini bir yana bırakarak yırtıp açtı mektubu.Mektupların insan hayatında yok olduğu sadece kredi kat ekstreleri doğal gaz elektrik su makbuzlarının doldurduğu posta kutusunda gördüğü zarfla heyecanlanmıştı.Mektubun Cihandan geldiğini anlayınca uzak diyarların kokusunu, özlenen ve sevilenin sesini, sıcaklığını duyabilirim umudu ile okumadan göğsüne bastırdı, kokladı kağıdı.Hep değişik hep sıra dışı bir insandı Cihan.Cep telefonu veya mail yoluyla değil klasik usulle gelmişti işte yine.Müge için aylar geçmişti, bekleyerek ve umut dolu yaşayarak. Her geçen gün bir şeyleri acabalara bırakarak, belki de hiç haber gelmeyecek korkusunu yaşayarak. Ama şimdi elindeydi işte sevdası. Ondan, çok uzun zamanlar sonrası, gelen ilk işaretti. Gecikmişte olsa varlığını, özlendiğini hatırlamış, suskunluğunu bozarak erozyona son vermişti. Tüm cesaretini toplayarak her harf, kelime ve cümlesini kaçırmaktan korkarak okumaya başladı.Daha birinci satırdaki hitap bölümünde, acı bir irkilmeyi yaşadı. Buz gibi bir esinti doldu yüreğine. İnanamadı duygulardan uzak, sadece isminin yazılmasına. Bir daha, bir daha okudu. Uzun yollar koşmuş insanlar gibi, soluğu boğazında okumayı sürdürdü.

MÜGE,

 

SANA!  Kendimi tekrarlamaktan kurtardığın, bilmediğim duyguları ve aşkı tanıma şansını tattırdığın, güzellikler yaratıp yaşattırdığın düşünmenin, özlemenin, kıskanmanın, istemenin anlamlarını öğrettiğin; duygu ruh ve bedenimle barışmamı sağladığın, delice,  ölesiye, bitimsiz sevmeyi tattırdığın,  şefkat, ilgi,  sıcaklık verdiğin için MİNNETTAR,

SANA! bana, bencilliği ve nankörlüğü, aldatılmayı, duyguların değişebileceğini, aşkın bitebileceğini, iki yüzlülüğü, korkaklığı, sözünden dönmeyi, ilgisizliği,  ve dahası lanet etmeyi öğrettiğin; başladığın gün gibi, kalamadığın ve aşkımın karşılığını veremediğin için DÜŞMANIM.

Hep belirttiğinin aksine hak ettiğim biçimde sevemediğin ve layık olduğum şekilde davranamadığın için içimde yok olan, kırılan birçok şeye rağmen eski günlerin dirileceğini nasıl umarsın. Sana birçok kez birçok şanslar verdim. Benim seni sevdiğim gibi sevmeni bekledim. Anlamadın, ya da o kocaman sabrım ve sevgimle yine katlanırım sandın. Katlanmıyor, katlanamıyorum.

Seni tanıdığımdan çok uzak bir sende, özgür bırakıyorum. Başka şehirlere kaçmanın çözüm olmadığını, telefon dahi etmeden duygularımı dinlemenin bile, kendimden ve hala anlatılmaz bir güçle süren sevgimden kurtulamadıkça mutluluğu bulamayacağımı biliyorum. Seni tüm minnet ve düşmanlığımla selamlıyorum. Sen kazandın, ama ne kazandın?

Cihan

 

Bu satırlarla bitti mektup. Oturduğu yerde yaşadığı umut ve pişmanlıklarda daha fazla yok oldu Müge . Bir insanı ve duygularını çok hafife almanın, açıklanamaz ıstırabını yaşadı. Kapanıp kâğıtlara, saatlerce ağladı. Böylesi bir mektubu almayı dünlerde, sevdiğinin böylesi bir mektup yazabileceğini ise bugünlerde hiçbir zaman düşünemediğini anladı…

 

 Aytül Kahraman

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir