ÇÖZÜMSÜZ DAVA
Haldun, yaşamını çok sevdiği bir mesleği yaparak yürüten ve geçimini avukatlık yaparak kazanan, gencecik, idealist, cesur bir adamdı.Başkentte yaşıyor, ancak aldığı davaların gereği zaman zaman yakın il ve ilçelere de gidip geliyordu. Meslekte çok eski bir deneyime sahip olmadığı halde, insan yanı ağır basıp, çok yüksek paraların talepçisi olmadığından ismi duyulmuştu. Bilgisi, cesaret ve çalışkanlığı ile meslektaşları arasında kısa zamanda sivrilmişti. Yazıhanesi, kısa süre içinde kendine iş getiren davacılarla dolmaya başlamıştı…
Çok lüks bir semtte, hayalindeki bir büronun sahibi olmasa da; bulunduğu çevrenin insanlarına hizmet etmek, öğrencilik günlerindeki ateşli fikirlerinin gereğini yerine getirmenin huzurunu duymasına neden oluyordu. Küçük, büyük demeden her davayı üstlenmeye, paralı, parasız aramadan her insanın derdine derman olmaya çalışıyordu. Henüz lüks bir arabası olmadığı için şehrin dışına çıkışlarında otobüsü tercih ediyordu. Çoğu zaman, zamana karşı yarışarak mahkeme salonlarına apar topar ve çokta yorgun ama inançlı ve yürekli girmeyi beceriyordu.
O günde Kayseri’de görülecek bir dava için, çok erken geldiği bürosundan dosyaları okuyup, kucaklayarak terminale doğru yola çıktı. Akşama geri dönecekti aslında ama yola çıkmak, içine bir tedirginlik vermişti o gün. Üniversite yıllarında tanıyıp, kara bir sevda ile bağlandığı ve kayınpederinin tüm engellemelerine karşın, büyük savaşlar vererek evlenme mutluluğuna erdiği karısı Çiğdem’in sesini bir kez daha işitme isteği duydu içinde. Otobüse binmeden bir kez daha aramalıydı onu. Düşündüğünü gerçekleştirdi. Yeni doğumdan çıkmış, minnacık kızı için çalışmaya ara verip, onu evinde bekleyen karısını aradı. Ve evlilik yıl dönümlerinin üçüncü yılını kutlayacakları o gece için, geç kalmadan evde olacağını vurgulamayı ihmal de etmedi…
Şehre, duruşmaya yakın bir saatte ulaştı. Bu kez de, salonu inleten ve davayı ona kazandıran güzel bir savunma yaptıktan sonra, dönmek için aceleci davranmadı. Bu özel gün için eşine, güzel bir takı alabilmek amacıyla kendisini arabaları ile geri götürmeyi teklif eden diğer avukatların davetini reddederek, şehri gezmeye ve kuyumcu aramaya başladı.
Nihayet arzusuna ulaştı ve hep düşleyip de almayı beceremediği kalınca bir künyeyi beğenerek güzel bir kutu içinde paketletti. Karısının çok sevineceğini umarak ceketinin cebine koyduğu kutuyu sıkıca tutarak, otobüs terminaline gitti. Birkaç dakikalık bir bekleyişle, ilk otobüste yer bulup günün yorgunluğu ile koltuğa kuruldu. Hesabına göre, akşam yemeğinden biraz önce evde olacaktı…
Kimi zaman uyuklayarak, kimi zaman, yanındaki adamla bir iki kelime konuşarak geçen iki saatin sonunda büyük bir gürültü içinde yerlerinden fırlayan insanların bağırışı ile uyandı dalgın düşüncelerinden. Karşıdan sollama yaparak gelen bir kamyonun kasaları, sol tarafından girivermişti otobüsün içine. Patlayan camlar, yüzü, başı kanayan insanların bağrışıp, ağlaşmaları yankılanıyordu otobüsün içinde. Yaralıları gelen ambulanslar bindirme işleri sona erince saatler sonra, can kaybı olmadığına şükrederek, yuvasına, karısına, o özel gecelerine kavuşmak için yola devam etmeye karar verdi.
Oyalanmadan yolun kenarına çıktı. Bineceği başka bir aracı beklemeye, her geçene, yardım için duranlara bakmaya başladı. Cuma günü olduğu için otobüslerde yer bulmak zor diye düşündü. Nihayet ayakta olmak kaydıyla birine kendini attı. Arkasında bıraktığı kazanın etkisini daha üzerinden atabilmiş değildi. Yaklaşık bir saat, ayakta yolculuk yaptıktan sonra bir köy sapağında inen adamın boşalttığı yere oturma mutluluğuna erdi. Daha yaklaşık, iki saate yakın yol vardı…
Uyumak, stres ve yorgunluktan birazcık kurtulmak istedi. Ceketinin cebinde bulunan paketi sıkıca tutarak gözlerini kapattı. Radyoda çalan Yıldız Tilbe’nin “ Çabuk Olalım Aşkım” şarkısına kendini bırakıp, derin bir uykuya daldı. Yeni bir bağırış ve çığlıkla gözlerini açtığında ne kadar bir zaman geçtiğini anlayamadı. Rüyada olmadığını, acıyan yerlerinin sızısı ve başından sıcacık bir şeylerin akmasıyla anladı. Cebindeki kutuyu tüm ıstırabıyla bir kere daha sıktı, gözlerini bir daha açamadı…
Bir kazadan kurtularak bindiği bir otobüste, yeni bir kazayı yaşamıştı. Tek bir kişinin öldüğü bu son kazada, Azrail’i atlatamamış çok istediği bir gecede, çok istediği ile olamamıştı.Bunun adı kaderdi. Birçok keşkeyi ardında bırakan ve Azrail’in gözüne kestirdiğini ne olursa alıp gittiğinin açık bir örneğiydi.
Aytül Kahraman
