Ayaza vurmuş bir kış gecesinde,yorganın içine girmiş sadece burnunu dışarda bırakmış yatıyorsun.Uykunun en tatlı en yoğun olduğu zamandasın.Uyanmaya hiç niyetin yok.Sabaha daha zaman var.Güneşin Dünya yolculuğu daha başlamamış. Koyu kara her yer.
Sokaklarda kedi,köpek bile dolanıp ses çıkarmıyor. Mahalle uyuyor,şehir uyuyor,ülke uyuyor.Birden evin içinden kervan geçiyormuş gibi bir ses ve konuşma duyup uyanıyorsun.Bakıyorsun eşin uyanmış ciş yapmaya gidiyor.Işıklar açılıyor kapanıyor.Kapılar çarpılıyor.Bir de üstüne son anda görülen rüya anlatılıyor.
Yorganın altında cin kesilip,pörtlemiş gözlerle etrafa bakıp kalıyorsun.Kuş tüyü yastıkta tünemiş başınla, davul zurna eşliğinde gidip gelen adama baka kalıyorsun.O güzel uykundan eser kalmamış, tüm cinler akrabalarıyla beraber toplanıp gelmiş başına.Homurdanmaya söylenmeye başlıyorsun. Mırıldanırcasına yaptığın için bunu, kimsenin duyup dinlediği de yok zaten.
Az sonra seni uykundan koparıp alan adam,yastığıyla buluşup notalarla ses çıkartmaya başlıyor.Biraz önce geceyi savaş alanına çevirip, uyuyanı uyandıran kendisi değilmiş gibi bir masumiyet içinde,derin bir uykuya yeniden yürüyor. Uykusundan koparılıp alınan sen ise,tekrar uykuya kabul edilesin diye çırpınıp durmaya başlıyorsun.Yastığı görünce uyuyanlardan olamadığından elinde yarım kalmış bir uykuyla buluşmaya uğraşıyorsun.Olursa oluyor,olamazsa güne geceden başlıyorsun.
Bunu içimizde yaşayanlar vardır sanırım.Bunun adına evlilik diyorlar.Kadın kadar baleye yatkın olup, parmak ucunda yürüyemiyor bazı yaşlı kuğular.Uyanma diye dikkat eden yok artık etrafta.Gençken değil yaşlıyken kuğu gölü balesi yapın da göreyim ben hepinizi.Kuğular tombullaşınca yandınız gitti😁