İHANET
Ayten, saatlere ve gecelere katlanarak ulaştığı günlerin sabahında, günün ilk ışıkları ile koşuyordu ona. Delice özlüyor kollarında, gözlerinde zamanı durdurmak ve hiç ayrılmadan yaşadığı mutluluğu sürdürmek istiyordu. Hiç bitmiyordu açlığı. Her sevişme sonunda bir sonrakinij tutkusu ile yeniden sarılıyordu genç adama.
Sonerle yaşayamadığı, tadamadığı her duygunun ve yılların özlemini dindiriyordu. Yaşamındaki herkesten çok seviyordu onu. Düşüncelerinde, istek ve dileklerinde, geleceğe yönelik tüm planlarında Soner vardı. Sorumlulukları, değer yargıları onunla çöküyordu. İçinde utanç ve korkudan uzak duygular ve inançlar yaşıyordu. Sevdiği kadar sevildiğine, verdiği kadar aldığına inanıyordu. Soner’i gayet iyi tanıdığından emin, toz pembe ve zevk dolu günler yaşıyordu Ayten.
Fakat aylar boyu gizli yaşanan bu aşk uğruna, sahip olduğu her şeyi yitirdiAyten. Önce kendini, sonra kendisine ait değerlerini yitirdi. Sonra yıllarını paylaşan insanları, evini, ümit ve düşlerini. Kaybetmekten hiç korkmadığı, tüm maddi ve manevi değerleri; onu insan, onu kadın yapan tüm iyi duygu ve niteliklerini yitirdi. Bu aldatış sonrası.Bekâr, yakışıklı, neşeli, sevecen ve kendinden genç delikanlıyı, sarı uzun saçlı bir genç kızla her zaman buluştukları evin kapısından el ele girerken gördü bir gün. Habersiz gidip, sürpriz yapayım derken, Soner’in en dayanılmaz sürprizi ile yıkıldı . Artık rüyası bitmiş ve gerçeklere uyanmıştı. Yasak bir sevgi ve sevgili ile yaşanan aşk oyunu son bulmuştu. Aldatmanın utancı, aldatılmanın hırsı içinde hayatının enkazını toplamaya koyuldu.Ama hiç bir şey eskisi gibi olmuyordu. Ne yaşananları, ne yaşatanı, yaşamamış ve olmamış sayamıyordu. Yuvası, yuva olmaktan çıkmıştı. Kocası, sadece arkadaşı olmaktan kurtulamamıştı. Bir kaçış yaşıyordu. Bedeninde onu sarıp, sarmalayan aşkta boğulmuştu.Nefreti onu kullanıp atan siyah saçlı sevgiliyeydi. Geldiği yol kadar, gidemeyeceği yaşta olmanın bilinen gerçeğiyle baş başaydı. Hüzün, hüsran, ölüm özleyişli duyguları onunlaydı. Olmaması gereken bir yerde, zamanda ve konumda sevmeye karar vermişti. Kınadığı, ayıplayıp, lanetlediği tipte bir aşkı tatmış bir kadındı o.
İnanmanın, yaşamadıklarını yaşamanın, duygularına kapılıp savrulmanın örneğiydi. Aşka hasret kadın gerçeğini yaşayan, içimizden sadece biriydi. Yargılanması, ayıplanması imkânsız. Kendini aşan isteklerle ve yaratanın ona verdiği duygular gereği yaşamayı isteyendi. Kendi kendini bu hale getirmeyi istememişti oysa. Genç adamın yatağında yaşadıklarını, evinde ona yaşatamayan eşine karşı kırgındı. Böylesi bir diyeti çok ağır bedellerle ödemeye kalkan milyonlardan sadece biriydi. Genelde aldatan erkekler olsa da, o genelin dışına çıkarak kocasını aldatan bir kadındı…Evli kadınlar yalnızca evdekiyle mutluluğu, zevki, aşkı, sevi ve sevişmeyi yaşamalıdır inancına başkaldırandı. Fakat bu gerçeğin acı faturasını ödeyen, kendisini peşine takıp olduğu yerlerden çok aşağıya yollayan genç sevgiliyi özleyen biriydi. Onun yok olup gidişini, yeni sevgilisini buruk kırık izleyip kahrolan biriydi. Sevmişti. Ne aykırı oluşu, ne genç birine kapılışı, ne toplumca ayıplanabilir olması engellemişti onu. Sadece yaşamak, doludizgin tatmadığı duyguları tatmak istemişti. Yaşamıştı da. Aldatmış ve de aldatılmıştı. Özeti buydu bunca ayın.Hiçbir zaman “yaşamamalıydım” demedi. Ama yaşatanı ve kendisine tükenişini hatırlatıp, yaşına kendini düşman edeni hiç affetmedi. Kimsenin, kötülüğünü istemedi. Kendi kötülüklerini, suçluluk duygularını da yok edemedi. Kendi kabuğuna çekilip, başladığı gibi süremeyen, yükselip inişe geçen, yok olan kısacık mutluluğunu özleyip yaşamdan gizlendi…
Aytül Kahraman
