KIRT KIRT KIRAR HAYAT
Kocasını işe gönderen Kadriye pencere yanına koyduğu yüzü eskimiş koltuğunda hem sabahın ikinci çayını içti hem de Fevzi beyi camın arkasından uzun uzun ama belli etmeden seyretti.
Üst kat komşusu Beyhan hanımın kocası olan Fevzi Bey, her sabah aynı saatlerde dakikalarca motorunu ısıttığı arabasını çalıştırır
İşine doğru yola çıkardı.
Oto yedek parçası üzerine sanayide dükkanı olan adam güler yüzlü, kibar,insana değer veren yapısıyla sevilirdi.Geliri, geçimi de yüksek olmalı ki karısı hep mutlu ve hep şendi.
Giden arabanın boşalttığı park yerine boş boş bakarak düşüncelere dalan Kadriye hanım, kendisinin Beyhan hanım kadar tasasız ve huzurlu olamayışını sorgulamaya başladı.Göz pınarlarına koşan göz yaşlarını tutmaya çabaladı.
Yarım saat aralıkla bu apartmandan çıkan iki erkeğin estirdiği yel ne kadar farklıydı.Kendisine kocası Ekremden esen yel tepeden ayağa hüzün ve göz yaşı yüklüydü.
Çünkü;
45 yıllık evliliği boyunca kocasından tek güzel bir söz,iltifat,övgü duymamış bir kadındı o.Ellerine sağlık sözü gibi,seni seviyorum sözünü de duymayı ne çok isterdi halbuki.Aksine kocasının ayağına değen her taşın, yağan yağmurun ve karın suçlusu bile kendisiydi.
Devlet kapılarından birinde memur olmayı başarmış kocası,mutlu olmayı da mutlu etmeyi de Ekrem bey kadar başaramamış bir zavallıydı.Hep bir suçlu arardı kocası. Hastalığının, yorgunluğunun,ağrısının uykusunun, sıkıntısının, hep bir suçlusu vardı.Ve o suçlu da hep Kadriye olurdu. Yaşadığının farkında olmayan, bencil ve korkak bir adamın karısı olan Kadriye değil,Beyhan gülerdi hayata elbette.
Hayıflanarak kalktı yerinden biten çayını tazeledi,akşam yemeği için ayıklanacak baklayı koydu kucağına oturdu.Hem sokaktan geçenlere baktı hem baklayı kırt kırt kırarak ömrünün sabah duruşmasına devam etti.Hep suçluysa Kadriye, davası da uzun olurdu elbet.
Aytül Kahraman
