Her sabah camın kenarına oturup evimin önündeki caddeden işe yetişmeye çalışan memurları izliyorum. Saat 8 ve 8.30 arası ile akşam üstü 17 den sonraki yarım saat, günün en canlı en kalabalık zamanı oluyor.
Ben de yakındaki metro istasyonundan inerek dairedeki mesailerine başlayan veya işi paydos edip evine dönüşe geçen çalışanlara bakıp oyalanıyorum.Kadını erkeği,kapalısı, açığı,şişmanı zayıfı,uyuşuğu,aktifi onlarca insan geçiyor göz hizzamdan.
Aralarında engelli arkadaşlarda var. Bir de görme engeli olan erkek memur bulunuyor. Hepsi büyük bir telaş içinde koşturuyorlar her gün.
Hani bazen ayağınızın altında karınca ordusu görüp onları izlersiniz ya,ben de 2.katın camından bu insanlara tepeden öyle bakıyorum. Giyimlerine bakıyorum,vücut dillerine bakıyorum.
Elinde beyaz bastonuyla işine gelen kör beyi ise bir arkadaşının kolunda hızlıca ve rahatca yürüp geçerken de görüyorum ara sıra.Fakat genelde yalnız başına, bastonunun gözleri ile yürüyüp işine ulaşmaya çalışıyor.Yolu dinliyor, araba sesi almıyorsa caddeden karşıya geçmeye çalışıyor, kaldırım kenarlarını sınır tutup adım atıyor.
Bu sabah da yine yalnız başına geldi bizim caddeye.Trafik o kadar yoğundu ki karşıya geçmeye fırsat bulamadı. Bekledi,bekledi.
Onu fark etmeden nice insan yanından karşıya geçti.Bir kişi de koluna girip adamcağızı karşıya geçirmedi. Körü,gönül körleri görmemişler ya da umursamamışlardı.
Ta ki sırt çantasının kamburlaştırdığı, okula giden 7-8 yaşındaki erkek çocuğu koşup onun koluna girip karşı kaldırıma geçirinceye kadar tüm sokak kördü.O kördü biz hem kör hem sağır.Ben gideyim barş diye ayaklandığımda minik adam yetişmişti.Bazen küçük adamlar ne kadar büyük ve yüce olabiliyorlar değil mi?
KÖR SABAHLAR
