Çok uzun yıllar önce dayımın oğlunun nişanlanacağını duyup sevinmiş ve salonda yapılacak yüzük takma törende giymek için elbise seçmeye başlamıştım. Gençtim neşeliydim, sağlıydım. Hemen seviniyor ve umutlanıyordum.Ayrıca kuzenimi de çok seviyor ve onun mutlu gününde yanında olmak istiyordum.
Ben ve eşim Balıkesirde çalışıyorduk o zamanlar.Nişan Bursadaydı. Tesadüf ki annem ve babamda Ankarada değil bizim yanımızdaydı o tarihte.Torunlarına bakıyor,ablama ve bana destek oluyorlardı.
Nişan haberini alınca biz hemen dayımız ve yengemize yük olmamak için planlarımızı yapmıştık.Ailecek nişana katılacak ve çıkışta Bursada kalmadan Balıkesire dönecektik.O kadar hassastık bu konuda.
Nihahet bir gün,önceden haberini aldığımız kuzenimin nişan davetiyesi sadece anne ve babamın ismi yazılı olarak posta kutumuza düştü.Ne ablamlar,ne de biz nişana ayırtılan yerlerin kısıtlı olması nedeniyle davet edilmemiştik.Yenge haım bize vize vermemişti.
Dayımın tek kız kardeşinin çocukları olan bizler, birinci derece yakınımızın özel gününe değerli bulunup davet edilmemiştik.Sadece hala ve enişte olarak annem ve babam çağrılmıştı.Peki onlar bu davete icabet ettiler mi?Maalesef hayır. Babam ve annem evlatlarımızın davet edilemediği yere biz de gitmeyiz deyip konuyu kapattılar.
Yedi kat ellerin yer bulduğu davette bize yer verilememiş olmasının üzüntüsünü yıllar bana unutturmadı.Gönlüm dayıma da hanımına da hep kırgın kaldı.Kalp bir kere kırılmaya görsün yapıştırsan da oluyor,olmadı da.

Dediler ki