20-NOSTALJİ

21-NOSTALJİ

Baharın yerini yaza bırakmaya başladığı günlerin birinde, iki yanı ağaçlarla örtülü; bir gidişe, birde gelişe açık yolda araba, o bilinen sahil kentine doğru ilerliyordu.Bu ağaçlı yol Bodrumu çok iyi bilenler için bir işaret özelliği taşıyordu. Kilometrelerin azaldığını, ilerdeki tepenin ardında onları kucaklamaya hazır ilçenin ve masmavi denizin varlığını haber veriyordu.

Gazın üzerindeki ayağını biraz daha geriye çekti adam, bu yolu alabildiğine ağır geçmek istiyordu. Sanki Amerikan filmlerinde oynuyormuşçasına arabanın içine yayılan “Contry” müziğini sanki bir diskodaymışçasına yüksek bir sesle dinliyor, kimi zaman bir durgunluk, kimi zaman kıpır kıpır duyguları yaşıyordu. Her ne kadar kullandığı araba üstü açık bir Amerikan arabası olmasa da,o Hollywood’ un ünlü jönlerine yakışır bir tavırla sürüyor, artistik bir edayla sigarasını çıkarıp yakıyordu.Deniz mevsiminin açılmasına çok az bir zaman vardı. Yazın en sıcak günlerinde hızlıca, kimi zaman çok sıkılarak, sinirlenerek ilerlemek zorunda olduğu bu yolda kilometrelerdir tek başına gidiyor ama bu kez hiç acele etmiyordu. Kendini dinlendiren, huzur veren yolculuktan çabucak kurtulmayı istemiyordu.

Çok ani bir kararla toplamıştı bavulunu. Boğuluyordu yine. Yanına ne aldığını bile farkında değildi. El alışkanlığı atıvermişti evinde bulduklarını. Zaten hemen hemen tüm ihtiyaçlarını karşılama şansı da vardı orada.Yanındaki koltuğun üzerinde yıllardır hep onunla olan fotoğraf makinesi, arka koltuktaki kara bir hatuna benzettiği gitarı olduğu sürece hiçbir eşyanın yokluğu önem taşımıyordu nasılsa. Onlar varsa her şey var demekti.Ağaçlı yol, tüm çabasına rağmen bitiverdi. Şimdi dakikalar öncesinde gördüğü tepenin tam başındaydı. Birazdan tatlı bir meyille varacaktı kapalı duran evine ve maviliğine.Durdurdu arabasını. Yeni bir sigara daha yakarak indi. Dayanıp arabasının çamurluğuna seyre daldı uçsuz bucaksız güzelliği. Yeşil ve mavi birbirini kirletmeden yine kucak kucağa bekliyordu onu ve başkalarını. Ne kadar özlemişti oraları.Küçücük balıkçı lokantalarını, uçsuz bucaksız kumsallarını, barlarını, geceleri ortaya çıkan canlılığını.

Kararlı bir ifade ile kilitledi arabasını. Çalıların ardından inen patikadan yürümeye, inmeye başladı sahile doğru. İnerken yaşadığı kolaylığı, çıkarken bulamayacağı bilincine rağmen caymadan ulaşmak istedi suya. Becerdi de sonunda. Çocuksu bir telaşla önce ayakkabılarını sonra çoraplarını çıkarıverdi ayaklarından. Paçalarını sıvadı diz kapaklarına kadar. Buz gibi bir suya ulaştı ayakları. Ürperten bir duygu sardı benliğini. Ayağının altında çakıllar debelenip sanki hoş geldin dediler. Uslu bir kız gibi sanki, yıllardır onu beklemekteydiler. Uzun bir yalnızlıktan çıkmışlar, hatırlarını soran birini bulmuşlar gibi su da, taşlar da hareketleniyordu o yürüdükçe…

Adam da onlar da bu gelişin sebebini iyi biliyor, gelişindeki boşluğun yerini giderken alacak sayfalar dolusu notaların, duygu ve aşk yüklü sözlerin burada doğacağını biliyorlardı. O makinesi boynunda santim santim gezecek, fotoğraflar çekerek mutlu olacak, gördüklerini ölümsüzleştirip, kara hatununun tellerinde ölmez şarkılar yaratacaktı. İçinde karmakarışık duygular debelenmeye başlamıştı daha şimdiden. Bir şeyler, bir yerlere oturmanın aceleciğini yaşıyorlardı…

Döndü, çoraplarını ve ayakkabılarını giymeden, yalın ayak ama umut ve aşk dolu çıkışa yöneldi. Yeniden, milyonlarca kalbe, eve girebilecek, herkes onu konuşacak ve onu dinleyecek, büyüklüğünü bir kez daha anlayacaktı.Yorumcu ve besteci eskisi diye anılmayacak, yeniden gönüllere doğacaktı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir