En yükseği 4 katlı olan evlerden oluşan mahallemize 12 katlı evlerin yapılmaya başladığında liseli yıllarımdaydım galiba.
12 kata kadar yükselecek,her katta 8 olmak üzere toplam 96 daireli evlerin nasıl yapılacağını aklım hiç almamıştı. Temel atımından başlayarak bitimine dek gidip gelip inşaatı seyretmiştim.
Katlar çıktıkça,bizim evlere tepeden bakan pencereler arttıkça çok şaşırmıştım.12 kat ya, 12 kat vardı.Kimbilir oradan insanlar arabalar nasıl görünüyordu.Çıkamazdım ki ben,çıksam da bakamazdım ki aşağıya.Deliydi bu insanlar oralarda oturulurmuydu hiç.
İnsanların akıl sağlıkları hakkındaki fikirlerim zaman zaman değişikliği uğradı elbette.Ama beni hiç terk etmedi bu içerikli fikirlerim.Delilerim hep var oldular.
Çocukluğumda 12 katlı koca evlerin tam altına geçip gök yüzüne baka baka şaşan ben, bugün gördüğüm bir bloğun 26.katına kadar sayabildim, sonra gözüm, kafam karıştı tamamının kaç kat olduğunu bulamadım.Belki zamanım olsaydı parmaklarımdanda yardım alarak tamamlardım. Ama git git bitmedi.Habire yukarı bakınca da başım dönmeye başladı.Boyun fıtığım su koydu.
En üst katında oturan insanları hayal ettim.Bulut içi manzaralarını ve uzay yolu istasyonu gibi duran balkonsuz bu evlerden aşağıları nasıl görebildiklerini düşündüm.Ben gene bu sefertası gibi evlerde oturamayacağıma karar verdim.Kuşların bile kanat çırpamadığı,sadece uçakların göründüğü böyle evlerde hayat nasıl olur acaba?Bir de asansörler çalışmazsa nasıl çıkılır o merdivenler.
Boş yer kalmamış dağlarda tepelerde.Her yerde sefertası dolu.Bina ve zina çoğalırsa kıyamet yakın derler derdi babaannem.Haklıydı mı acaba?