18-YANLIŞ ADRES

YANLIŞ ADRES

Dışarıda kuru bir ayaz, ağaçları köklerinden sallayan, dallarını gidebildikleri yere dek zorlayan bir rüzgâr ve bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmur, gün ortasında kapkara bir gökyüzü vardı.

Giysisinin yakasını kaldırıp, boynunu ve yüzünün bir bölümünü yok eden adam, elleri ceplerinde, caddede uzaklaşarak, kimi zaman tedirgin, ürkek bakışlarla çevresine ve arkasına bakarak hızlı hızlı yürüyordu. Adımları bazen yalpalıyor, ama kararlı bakış ve tavrını hiç değiştirmeden ilerliyordu.Ulaşmak istediği yere geldiğini belli eden bir yavaşlamayla, önünde duraksadığı bankanın kapısını siyah eldiveniyle uzanıp çekincesiz bir hareketle açıp içeri girdi. Gözleri tek bir noktaya takılı, daha sert bir ifadeyle insanlar arasından geçerek yaklaştı. Kendisinden önce gelip, işlerini yürüten insanların arkasında sıraya girdi. Kararlı ve cesur davranışları, bilinmez bir telaşa dönüşüvermiş, soluk alışları iyiden hızlanmıştı. Sağ elini cebinden çıkarmadan sanki bir şeyi kavrarmış gibi tutuyor ve sıranın kendisine gelmesini bekliyordu.

İşlerini görüp bitiren ve sıradan çıkan her kişi ile vücudu daha da kasılıyor. Gergin ve buz gibi bir yüzü taşıyordu. Kendisinden önceki kişi de işini bitirip ayrıldığında, göz göze geldi bankonun arkasında oturan adamla. Yüzü de, gözleri de bir ömürlük nefreti yüklendi, kin yürüdü, sevgisizlik, kırgınlık, hüzün ve hüsranı yaladı tüm mimikleri. Birkaç saniye içine sığan bu bakışma ile adamın ağzını açıp, ayağa fırlaması kadar kısa zamanda yürekleri de, günü de bir el silah sesi bölüp parçaladı…

Bankanın içinde, bankonun arkasındaki adam, alnının tam ortasından girip çıkan tek kurşunla kanlar içinde ve büyük bir gürültüyle yere düşerken, silahlı adam sırtından çok ağır bir yükü indirmiş hamalların rahatlığı ile huzuru yakalamış bir halde, derin bir nefes aldı. Yüzüne önceki dakikaların aksine bir gülümseme gelip yerleşmişti.  Silah sesi ile panik içinde kaçışıp, çığlıklar atan insanlar korku ve endişe dolu bir bekleyişin ardından kaçıştıkları yerlerden, yattıkları döşemelerden kalkmaya ve neler olduğunu anlamaya çalışırken adam kendini, camın kenarındaki bir koltuğa bıraktı.

Omuzları çökmüş, alnında terler birikmiş ve çok yoğun bir sessizliğin içinde kaybolmuştu. Ne duyuyor, ne konuşuyor ne de yaşıyordu. Güvenlik görevlisi tabancasını çekerek ve korkarak yaklaştı ona. Hala sağ elinde tuttuğu, bir can alan silaha yaklaşıp yapıştı ansızın. Adam hiç şaşırmadı ve tepki göstermedi. Başını bile kaldırıp bakmadı ona.

İçerdeki panik, yerini canını kurtarmış  insanların çığlıklarına,  sözlerine bırakmıştı. Hiç birini duymuyordu. Dışarıda arabalarının acı acı öten sirenleriyle polislerin olay yerine geldiği belliydi. Aslında her şey o kadar kısa bir zamana sığmış ve yaşanmıştı ki onlara hiçbir iş kalmamıştı. O kendini onlara savaşsız sunuyordu…Ellerine takılan kelepçeler dahi, içinde bulunduğu duygusuz ortamdan uzaklaştıramamıştı onu. Sıkıca kollarından kavrayan ellerin ise farkında bile olmadı. Sadece bir yük gibi kapıya doğru sürüklediler onu. Ardında gittikçe koyulaşan kan gölü içinde yatana hiç bakmadan yürüdü aralarında. Kapının tam önünde karşılaştı feryat ederek gelen ve çığlıklar atarak içeri giren kadınla. Eski karısıydı o.  Kendisi ile evliyken, yine evli olduğunu bildiği halde bankacıyla ilişkiye girip kendisini ve çocuğunu terk eden karısıydı.  Derin bir özlem yayıldı içine…

Adam döndü, yerde yatan bankacının üzerinde ağlayan kadına baktı. Dakikalarca tek bir anlamı taşımayan yüzünde ve mermi sesiyle dudaklarına yerleşen gülümsemede bir burukluk, gözlerinde aşağıya süzülen yaşlar gözlendi. Arkasını dönüp yürürken; şunları mırıldandı sadece.

“Sevgiyi, umudu, aşkı, yanlış adreste yok ettim yazık.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir