YAZAR YAZAR!

Yazı yazmanın tuhaf bir yanı vardır, yaşayanlar bilir.Çok zengin bir sofrada beslenmiş bile olsanız,hep açsınızdır. Çünkü yazı yazmak dışarıdan bakıldığında son derece masum, hatta entelektüel bir eylem gibi görünse bile çok zor bir uğraştır. Yazmaya tutkuyla bağlı biri için  doymak,tamam şimdi oldu demek yoktur.Her sözcük yeni cümlelere,yeni sayfalara,yeni kitaplara gebedir. Gönülle,ruh hiç doymaz ve hiç de tam mutlu olmaz.

İşin en güzel tek yanı, elinizin altında koskoca bir evrenin bulunmasıdır. Sadece bir cümleyle hiç var olmamış insanları birbirine aşık edebilir,ya da sevmediğiniz bir karakteri  derede boğabilirsiniz.Boş bir sayfa sizin alanınızdır; orada patron sizsiniz, kanun sizsinizdir. Zihninizindeki düşünceleri kağıda dökmek ise müthiş bir hafifleme sağlar.

Üstelik bir de yazdığınız şeyi bitirip okuduğunuzda “Yahu bunu ben mi yazdım, mükemmelim gene!” dediğiniz o 5 saniyelik ego tatmini vardır ki, tadından yenmez.Ancak şımarıklık edip kaçamak yediğiniz
o  “harika” metni sabah taze bir kafayla tekrar okuduğunuzda, aslında bir şaheser değil, heyecanla  saçmalanmış bir yazı olduğunu fark edersiniz. Çok şık bir kahve fincanı ve ona eşlik eden romantik bir müzikle roller keserek yazdığınız satırların sıradanlığını bu fark ediş,bir yazar için yıkımdır.

Şakkudu şukkudu yazıp durmak,masadan mutlu mesut kalkmak sadece Amerikan filmlerindeki bir sahneden ibarettir.Çünkü gerçek hayatta yazarlar ;bir boş sayfaya günlerce, haftalarca ve aylarca bakıp kalan,ilhamın gelmesi ve ilk sözcüğü fısıldaması için karın ağrısıyla bekleyen insanlardır. Yazacağım diye niyetlenip kendinizi don lastiği değiştiriken ya da musluk tamir ederken  bulabilirsiniz. Yazıya başlasanız bitecektir.Ama sizde tık yoktur.

Bir tık sözcük için bekler durursunuz. Bir tıklasa, tıktıklayacaktır klavye.Ve imleç boşa göz kırpmayacaktır size.Ah bir tıklasa…

2026 içinde yayınlandı