Lüks döşenmiş bir evi,kapıda yeni model arabası,üstünde markalı giysisi olan bazı kişiler kendilerini pek değerli sanır bizim memlekette. Bir de koluna ve boynuna iki değerli takı taktıysa tamamdır,uçuşa hazır haldedirler.Hava atıp dolanırlar meydanlarda.Onları böylesine şişiren ise etraflarındaki maddiyata çok fazla önem yükleyen şakşakcılardır.
Oysa gerçek zenginlik ve kalite bunlarla kazanılmaz.Saygınlığı evin metre karesinde arayanlar süzme cahillerdir.Ev büyüdükçe insanlık büyümez ne yazık ki.İnsana değer katan şey, üzerindeki markanın harfleri değil; karakterinin kumaşıdır. Altın kaplama bir musluktan akan su da aynı sudur, plastik musluktan akan da. Önemli olan o sudan birine içirecek kadar nezaketinizin ve paylaşma arzunuzun olup olmadığıdır.
Toplumda yer edinmeyi,saygı kazanmayı lükste ve maddi zenginlikte gören insanlara ben hep acıyarak bakarım.Maneviyattan yoksun insanların benim duygu ve gönül dünyamda asla yeri olamaz.Hep düşünürüm akıllı ev sistemleriyle donatılmış 500 metrekarelik bir rezidansın ortasında oturan insanlar gerçekten mutlumudur diye.Tavandan tepesine sarkan elmas taşlı bir avize ,antika biblolar veya değerli tablolar insana gerçek huzuru verebilir mi? Kürkünün karnı tok olsa bile,o insanın gönlü tok mu acaba?Gardroptan ben” GUCCİ”yim ve çok pahalıyım diye bağıran giysiler sonsuz mutluluğu veriyor ve gerçekleri saklamayı başarabiliyor mu?
Hiç sanmıyorum.Ambalaj ne kadar parlak olursa olsun,paketin içindeki ürünün hakiki değeri bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır. Eğer içten bir tebessümünüz, paylaşacak iki çift tatlı sözünüz yoksa, o saray yavrusu ev sadece içinde yalnız kalınan çok pahalı bir müzeden ibaret olur.
Müzeler naftalin,yuvalarsa sevgi kokar.Ay ne güzel cümle kurup bitirdim konuyu.Afferin bana.
YE KÜRKÜM YE

Dediler ki