ERİK

Sokağından geçen yoğurtcudan yoğurt alıp yiyen varmı bilmiyorum.Ama eskiyi unutulmaz kılan unsurlar içinde bu satıcılarda vardı.

Yoğurtçu omuz askısının iki  tarafında sallanan tabla, sini ya da tepsi diyebileceğimiz kaplardaki yoğurdu bir tür mala ile, kaymak istemiyorsanız kaymağı yana iteleyerek, verdiğiniz kaba doldururdu.

Yoğurdu tartmadan önce de, düzgün taş ya da mermer parçaları ile, verilen kabın “darası”nı almayı asla ihmal etmezdi. Yoğurtçular, anımsadığım ilk yıllarında yalnız yoğurt satarken, sonraki yıllarda “mal çeşitlemesi”ne gidip, ayrı ibriklerde tahin ve pekmez ile samanlı sepetler içinde “doğal” yumurta da satmaya başladılar.

Seyyar satıcılar ve her türlü gıda ile diğer gereksinim maddelerini bulunduran mahalle bakkalları, metal gramları olan kefeli teraziler ve “dara”lar kullanırlar, sıvı ürünleri litrelerle ölçerlerdi. 

El terazileri daha çok Pazar satıcıları ile “ seyyar zerzevatçı”ların ölçekleriydi.Sonraları,at arabalı,kamyonetli, motorize manavları da gördük.Karpuzu kavunu domatesi,salatayı  bunlardan aldık.Tane alma alışkanlığımız,dilimlenmiş tetcih etmek çok komik gelirdi bize.
Ama şimdi karpuzu bir dilim,kavunu 2 parça almak komik gelmiyor bize.Çünkü şimdi çok pahalı geliyor kilolarca almak.

Dönüp yüzüne bakmadıpımız,kilolarca alıp yediğimiz komşu bahçelerinden çaldığımız eriği yarım kilo alabilmek çok üzüyor beni.Eskiye özlemim bundan artıyor.

Aytül Kahraman

Kitap içinde yayınlandı