“Eski günlerde çoğunlukla “bakır” olan mutfak sahan-kap-tencere-taslarının zaman zaman kalaylanmaları gerekir, bu sorunu da “Kalay yaparım/Kap kalaylarım/Kalayciiii” diye bağırarak dolaşan KALAYCI hallederdi.
“Bıçaklar bilerim, / Makaslar bilerim / Bileyci geldi” nidalarıyla dolaşan BİLEYCİ , körleşen bıçak ve makaslarımızı keskinleştirirdi. Kendisine verilen bıçağı-makası omuzundan indirdiği sehpasına yerleştirilmiş olan “biley çarkı”na tutar ve bu düzeneğin pedalına basarak çarkı, kıvılcımlar çıkarta-çıkarta döndürürdü.
Daha çok bahar aylarında, yine omzuna sıkıştırdığı “yay”ı ve elindeki kocaman “topuz”u ile “HALLAÇ” çıkagelir, yorgan yastık ve yataklarımızın içindeki yünleri ya da pamukları, yere serili bir çarşaf üzerine serip , yay ile tokmağın çıkardığı bir tür müzik eşliğinde “atarak” kabartırdı.
Sonbaharda, kışa hazırlık olarak “tahsis karneleri” ile alınan kışlık kok kömürlerinin, daha çok at arabaları ya da yeni türemeye başlayan kamyonetlerle evlerin önüne yığılıp bırakıldığı günlerde, “Yok mu odun-kömür kırdıran / Soba kurduran” seslenmesiyle gezinen ODUN-KÖMÜR KIRICIların sayısı artar, hepten niteliksiz olan bu işsizler, birkaç günlerini olsun kurtarmaya çalışırlardı. SAKAlar yani su taşıyıcıları vardı.Taşıdıkları suyu evdeki küpe boşaltırlardı.
Beline dolanmış özel haznelerindeki bardaklara, sırtında güçlükle taşıdığı büyükçe bir pirinç sarnıcın musluğundan limonata-vişnesuyu dolduran, kirlenen bardakları ise küçük ibriğindeki su ile temizleyen, genellikle bembeyaz giysili ve beyaz şapkalı ŞERBETÇİler, sokak satıcılarının belki de en renklileri idiler.
“Allı da güllü bu macun /keza kolundaki sepetiyle ELMA ŞEKERCİ , koz-kağıt-keten helva camekanıyla KOZ HELVACI, biz çocukların vazgeçemediğimiz lezzetçilerdi.
Tanesi 1 kuruş olan ve ipliklere bağlanmış olarak 10’lu kümeler halinde Halka” ile yine 5 kuruş olarak hatırladığım “Simit”leri satan SİMİTÇİler simitleri, ya başlarında taşıdıkları tablalarda ya da kollarında “T” biçimli bir tahtaya dizerek dolaştırırlardı. Macuncu, Helvacı ve Simitçilerin, başlarına koydukları daire biçimli bir kumaş parçası üzerinde bu tezgahlarını nasıl dengeledikleri bir başka hayret ve hayranlık konusuydu. Bozacılar,gazeteciler,notacılar,
da o zamanın sokak satıcılarıydı.
Bu satıcıların çoğunun yokolması kadar, onları gören-bilenlerin çoğunluğunun da yokolduğunun farkında mıyız?”
Savaş Sönmez

Dediler ki