SIKI CAN

Hastanenin kule denen yüksek binaları arasında  özellikle alçakta bırakılan yapının çatısındaki piste inen helikopteri; 4 ü erkek, 1 i kadın olmak üzere  toplam 5 hastane personeli karşıladı.

Helikopterden  sedye ile indirilen hasta çok acele olarak piste bağlanan asansöre bindirilerek hiç bilmediğim bir bölüme koşarak götürüldü.

Hastayı izlerken onun devlet kadrolarından veya siyaset katından yüksek makam sahibi biri olacağını düşündüm.Manav Halil efendi değildir her halde hastane helikopteriyle getirilen dedim kendime.

Beyaz renkli sağlık bakanlığı helikopteri;  hiç kapatmadığı  pervane  ve motoruna güç verip pisten ayrılıp geldiği gibi usulca süzülerek Ankara semalarında gözden kayboldu.Öyle güzel bir olaya çok yakından tanıklık edince kendimi bir an Amerikan filmi seyreder gibi   sinemadayım sandım.

Pilotlar görevi başarıyla yerine getirmenin huzurunu yaşarken,hasta bakıcı ve doktorlar yeni hastaya yetişmenin gayretine giriştiler hemen.Hasta ise kimbilir hangi beden ve ruh durumu içindeydi bilemiyorum.

Helikopterin rüzgarı; inceden yağmaya çalışan yağmuru savurdu etrafa.Yağmur bu yüzden sulu sepken yağayım, şu şehre su bolluğu yaşatayım diyemedi. Yine isteksiz,yine niyetsiz düşüyor damların üstüne çünkü.Yağmur isteksiz, 21 şifa kulesi içinde bulunan 3704 yataktaki hastalar  isteksiz. Refakatçiler darma duman.

Sadece canla başla,büyük efor ve çabayla bir de onların yanında büyük istekle çalışıp koşturan binlerce sağlık ve hastane personeli var.Hastanenin kafesinde kasada oturup para banyosu yapan kasiyer bile of pof diyip duruyor.O da sıkılyor,biz de sıkılıyoruz.

Eskiden “sıkı can iyidir geç çıkar”deyip soğuk espriler yapardık biz.Ama ilk kez bugün bu söz keşke doğru olsa diyorum ben.

Kitap içinde yayınlandı