Televizyonlarda tek kanalın olduğu ve siyah beyaz yayınlar yapıldığı zamanlarda,pazar günleri kahvaltı sonrası ödevlerinizi yapmadan mutlaka bir kovboy filmi izlerdik biz.
Her hafta aynı saatte bu tür film ler veren TRT nin en vefalı seyircisiydik.Amerikanın western adını verdiği kovboylu,kızılderili,bol tabanca ve mermili, atlı,şerifli bu filmlerini çok severdik.
Kahraman bir kovboyun,kötü kalpli adamlara karşı giriştiği mücadele ve çatışmalara kendimizi kaptırıp heyecanlanıyorduk.
Teksasın rüzgarlar altında toza bulanmış kasabalarında ve çirkin adamların kafa çektiği barlarında yaşanan yumruklaşmalara taraf olur alkışlar yapardık.Ara sıra film içindeki iyi adamın yaşadığı aşk ile duygusallaşırdık.Kankan dansı yapan sarışın kadınlara hayretle bakardık.
Başında şapkası,ayağında çizmeleri,belinde tabancaları ve dişleri arasına sıkıştırdığı ot parçasıyla cesur kovboylara aşık olur,onları beyaz atlı prensimiz sanırdık.Odalarımızın duvarları ve dolap kapaklarımız bu filmlerde oynayan kişilerin posterleriyle kaplanırdı.
Bunların geçici ve çocukca bir heves olduğunu bilen annemiz ve babamız bu duvar kağıdı yapma hobimize sadece; lütfen çivi kullanmayın diyerek tepki verdiği halde dindarlığı ile bizi canımızdan bezdiren büyük dayımız söylemediğini bırakmaz,azarlayıp dururdu bizi.Böylece kendinden ve savunduğu düşüncelerden bizi soğutmayı da başarmıştı.Haberi hiç olmadı bundan.Çünkü saygı duyduk, sustuk,belli etmedik hiç.
Büyüdükçe kovboylarımızın hiç gelmeyeceğini anlamış olmalıyız ki John Wayne,Clint Eastwood, Gleen Ford, Charles Bronson gibi kahramanlarımızı terk ettik biz.Buharlı trenler de hiç gelmedi zaten mahallemize.Hayallerimiz rengini kaybedip unutuldu.
*Western Amerikanın kültürü ve yaşam tarzını konu alan; çoğu zaman at sırtında, kovalamacalarla dolu olan, kahramanlığı ve adaleti işleyen film türünün adıdır..
Dediler ki