Evlerimizin salonlarını misafir gelecek düşüncesiyle hiç kullanmazdık eskiden.Annemiz, bir misafir ağırladıktan sonra tekrar salonun temizliğini yapar kapısını kapatırdı.Yeni bir gelen olana kadar girmek yasaktı hepimize.
Oturma odalarında oturur, salonumuzu müze gibi korurduk.Dağılır kirlenir,tozlanır diye çok korkardık.Büfe, sehba ve masa üstünde annemizin özenle ördüğü tığ işi örtülerimiz dururdu.Televizyonun telefonun,koltuk kollarının bile örtüleri seriliydi.Dantaller,keyif çatardı evde.Ören bayan yumakları çok gezdi evlerde.Bir de kumaştan dikilmiş bembeyaz masa örtülerimiz ve peçetelerimiz vardı.
Yemeğe bir konuk gelmişse hepsi,tabak takımlarımızla beraber masaya yerleştirilirdi. Yemekte kirlenen,lekelenen örtü ve peçeler özenle yıkanır, kolalanır, ütülenir saklanırdı.Sanki kraliyet ailesi gelecekmiş gibi titizlenilirdi.
Artık konuk gidiş gelişler,yemek davetleri olmadığı için salonları saklamaktan çoğu kişi vaz geçti.Kendileri sefasını sürüyorlar şimdilerde.Çok da doğru yapıyorlar.Senede 2 gün gelecek konuk için salon mu yasaklanır.Vazgeçin bunlardan,hayatta sizden değerli kimse yok. Kullanın,kirletin,kırın, sizden kıymetli değil.
Geçen gün hurçlarımı havalandırdım evde.Baktım yıkayıp ütüleyip sakladığım beyaz masa örtüm ve peçetelerim hep sandık lekesi olmuş.Şeytan boş durmamış, kullanmış derdi büyüklerimiz.Keşke misafir beklemeyip ben kullansaydım da ben kirletseydim.Çıkmaz şimdi şeytanın şeyi.
Kendimizden başka her şeye değer verdik,önemsedik.Bir kendimizi düşünüp mutlu edemedik.Elalem için paraladık ömrümüzü.Buna çok kızıyorum.He bir de öbür dünyaya götürecekmiş gibi eşyalarıyla aşk yalayıp,vedalaşamayanlara sinir oluyorum.Başta eşime tabii.

Dediler ki